Bahçıvan Grup
Fasulye DoktoruHikayelerMizahSANATYAZARLAR

RUH ÇAĞIRMA SEANSI – Yaşanmış Hikaye

Üniversitedeyken, 3 erkek sınıf arkadaşım aynı evde kalıyordu. Bir gün ruh çağıralım demişler. Ben de sınavlar için not almaya gittim ve olaya dahil oldum. Tam 2 yıl olayın etkisinden çıkamadım.

Başlıyoruz.

Fakültede 2. Sınıftaydık. İlk yıl zaten birbirini tanımakla geçiyor. Arkadaş grupları 2. sınıfta oluşuyor. 4 erkekten oluşan bir arkadaş grubu vardı. Üçü yurttan ayrılıp, beraber ev tutmuştu. Diğeri ailesiyle yaşıyordu.

Final dönemi sınavlar peş peşe oluyor. Düzgün tutulmuş not bulmakla uğraşıyoruz. Ben de bunlara telefon açtım. “Not var mı?” diye sordum. “Var.” dediler. Evin altında da fotokopici var. Akşam üzeri uğradım. Kapıyı çaldım, biri açtı, salona davet etti. “Girmeyim acelem var.” dedim. Israr kıyamet, neyse geçtim salona. Ev lüks aslında ama, her yer her yerde, normal tabii öğrenci evi.

Koca salonun ortasına büyükçe bir karton sermişler. Üzerinde daireler içine alınmış harfler filan var. Bir de ters çevrilmiş fincan… Ruh çağırma seansı yapıyorlar salaklar. Ben bunu gördüm, başladım dalgaya. Ev o kadar dağınık ki, ruh gelse fincanı bulamaz.

“Böyle şeylere mi inanıyorsunuz, sizi salaklar.” filan diyorum. Ezikledim iyice. “Yapma etme, öyle deme çarpılırsın.” diyorlar. Gülmekten altıma işeyeceğim neredeyse. Hepsi parmaklarını fincana koydu, başladılar.

“Ey ruh geldiysen evete git.”

Neyse bunlar soruyorlar, bir parmakları da fincanın üstünde. Fincan hareket ediyor ama saçma bir harf dizilimi olduğundan bir anlam çıkmıyor. Ben diyorum ki, “hanginiz oynatıyor, yemezler.”. Neyse bir ruh geldi. İsmini yazdı, tabii sallamasyon.

Sonra, garip cümlelere başladı. İlla “Başı açık olan örtsün” diyor. “Hassektörün lan” diyorum. Bu arada gülüyoruz da, herkes dalgasında aslında olayın. Neyse biri gitti, içeriden çarşaf getirdi, illa “Bunu kafana ört” diyor. “Örtmem, notları verin ben gidicem” diyorum. Bırakmıyorlar da.

Vay efendim neymiş, seansın ortasında biri giderse, ona musallat olurmuş. “Kocakarı mısınız siz?” diyerek bilime davet ediyorum, ama nafile. Bu arada ruh da habire ortama müdahale ediyor. “Esmere söyle kafasını örtsün, uzuna söyle düzgün otursun” vb. gibi.

Biri tepeme dikilmiş, illa başımı örtmeye çalışıyor, diğer ikisi de elleri fincanda beni bekliyor. Hepsi bir ağızdan yalvarıyor ki, “Kurban olayım başını ört.”. Nuh dedim peygamber demedim, keçi gibi inadım çünkü. Vazgeçtiler, seansa devam.

Soruyorlar tarihi olayları, ne zaman doğdun, öldün, nerede yaşadın filan, ruhla samimiyet kurmaya çalışıyorlar. Bazen sinirli cevap veriyor. Bunlar hemen alttan alıyor. Suratları kızarmaya, stres belirtileri göstermeye başladılar. Ufaktan gönderme çabasına girdiler.

Gelen ruh çok aksi biri, herkesi azarlıyor. Yalnız ortam muazzam komik, cevher bulmuş madenci gibiyim, bırakıp gidemiyorum. Deli geyik dönüyor evde. Herkes ciddi, ben hariç. Sorulara devam ederken, arada bir “Esmere söyle gülmesin, konuşmasın, başını örtsün.” diyor.

Karizmamı çizdirmektense ölmeyi tercih ettiğimden, ciddiye almıyorum, dalga geçmeye devam. Tabi fincan hareket edip, bir kelime yazılırken, herkes pür dikkat kesiliyor. Çıkan kelimeye yorumlar yapılıyor. Korkmamak için bazen işi espriye vurursun ya, bunlarınki de o hesap.

Derken, hava karardı ufaktan. Adananın sıcağında esintinin esamesi yok, perdeler havalanmaya başladı. Dakikalar geçtikçe, garip olaylar dönmeye başladı. Kapılar hareket ediyor, perdeler havalanıyor, derken müzik setinin yanındaki dizili kasetlerden bazıları devrildi.

Lan noluyoruz olduk. Koltuktan indim, bunların yanına bağdaşımı kurdum. Herkes çemberi daralttı. Yayvan oturanlar çeki düzen verdi filan. Bu sefer olayın rengi değişti. Ruhu göndermeye çalışıyorlar, gitmiyor. İnat etti. Biri fincanı açtı. Herkesi bir endişe sardı.

Fincanı geri kapattılar. “Hala burada mısın?” deyince, evete gidiyor. “Hanginizse kessin şunu artık, tatsızlaşmaya başladı.” diyorum. Hala inanmıyorum, onlar da inanmadığım için eve musallat olacak derdindeler. İşte tam o sırada karşımda oturan kişi, ensemden arkaya bakarak, haykırmaya başladı.

Tam arkama döndüm, suratıma siyah bir şey çarptı. Bastım çığlığı. O bağırıyor, ben bağırıyorum. Diğerleri de katıldı. 4 kişi çığlık çığlığayız. Baktık siyah fötr bir şapka. “Bunu hanginiz fırlattı?”, diyorum, “Valla ben değildim”, diye yeminler ediyorlar. Evde başka biri var diye tutturdum.

“Bana oyun oynuyorsunuz.”, diye ağızlarına sıçtım. “Kalkın evi kontrol edecez.” dedim. Ev bana yabancı, “Biriniz benimle gelsin”, dedim. Hepsi “Asla olmaz”, diyor. En sonunda 4 kişi birden kalktık, evi kontrol ediyoruz. Mutfağa baktık, kimse yok. 3 odayı da gezdik, yok. Son oda baya dağınıktı.

Kapının arkasında, bir milyoncudaki gibi asılı kıyafetler mi dersin, tekli koltuktaki kirli çamaşırlar mı dersin, kitaplar, kağıtlar, dambıllar. Handevir lan. Kirli çamaşır kokusundan bayılacaktım, çıktım odadan. Tekrar salona geldik. Oturduk fincanın başına. “Git” diyoruz, “gitmem” diyor.

Bir cisim uçarak bana doğru geliyor. Korkudan altıma sıçtım. “Yapmayın yeter!” diye bağırıyorum. O sırada kapı çaldı. Dördümüz birden kalktık. Kimse tek bir şey yapamaz halde. Kapıyı açtık. Gelen kişi, bunların gruptan en aklı başında, ağırbaşlı arkadaş. Ben buna bir yapıştım.

Yanından ayrılmıyorum. Olanları anlattım. Diğerlerini suçluyorum. Onlar da yeminler ediyor. Ben artık korkmuşum, film kopmuş bende, elim ayağım boşaldı, titriyorum. Çünkü “Fincandaki senin yüzünden gitmedi. Ya sana,ya bize musallat.” olacak dediler. Ben evde tek başına yaşıyorum hıyarağası. Sizin gibi 3 kişi kalmıyorum.

Sonradan gelen kişi beni evime kadar götürüp bıraktı. O gece, gördüğüm kabuslardan ter içinde kaldım. Gördüğüm kabuslar 2 sene sürdü. Bu dörtlüyle arama duvar ördüm. 4. Sınıf sonlarıydı. Ağırbaşlı olan arkadaş yanıma geldi. Havadan sudan sohbet açtı.

Derken, “Sana bir şey itiraf edeceğim.” dedi. “O kişi bendim. Sana şapka fırlatan, perdeleri havalandıran, kasetleri deviren, kapılarla oynayan bendim.”. Peki, “Evi kontrol ettik, nereye saklandın, seni bulamadık?” dedim. “O kirli çamaşır yığınının altına saklandım.” dedi.

“Olayın bu kadar yolunda gideceğini tahmin edemedik. Sadece sana şaka yapalım dedik. O kadar korkuttuk ki, sana söylemeye cesaret edemedik.” dedi. Tam 2 sene kabus gördüm, psikolojim bozuldu ulan. Sizin ben yapacağınız işi s.keyim.

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: