Bahçıvan Grup
Fasulye DoktoruHikayelerSANAT

BEYAZ ODA – Sürekli Hikaye 7. Bölüm

Önceki bölümde:

Odasında uykuya dalmak üzereyken, yatakta başı dönmeye başladı. Midesini bulandıran bu histen rahatsız oldu, yataktan kalktı. Işığı açtığında lambanın sallandığını fark etti ve ardından derinden gelen bir gümbürtü duydu. Korkunç bir uğultu, gıcırtı ve gürültüyle olduğu yerde donup kaldı. Birisi onu belinden kavrayıp, üzerine kapaklandı.

-Korkma Petek, deprem oluyor. Ben yanındayım, geçecek. Bahadırın tok sesi beyninin içinde yankılandı. Kulağının içine, geçecek, korkma, ben yanındayım deyip duruyordu.

Sürekli Hikaye 7. Bölüm

Korkuyla kasılan bedeni ile dehşete düşen Petek için saniyeler yıl gibi geliyordu. Bahadır’ın onu koruyan bedeni altında ezilse de kendini güvende hissedip, paniklememeye çalışıyordu.

Nihayet sarsıntı bittiğinde kapandıkları yerden zorla kalktılar. Peteğin bacakları tutmuyordu. Bahadır onu bırakmadı, zaten bıraksa yere yığılacaktı. İyice sokuldu ona, korunma içgüdüsüyle tek düşünebildiği Bahadır’ın yanından ayrılmamaktı. Artık, o ne derse sorgusuz sualsiz yapacak haldeydi. Bahadır ona daha sıkı sarılıp, aniden dudaklarından öptü. Şaşkın bakan Petek’e gülümserken birden ciddileşti.

-Binadan çıkmamız lazım, artçı depremler olabilir. Yalnız, fena salladı şerefsiz. Dışarısı ne durumda bilmiyoruz. Yanına çantanı ve telefonunu al. Mutfakta su ve yiyecek, paketli bir şeyler var mı?

-Tamam, bi.. bilmem.

Bir an aklına Ozan geldi. Sahi o neredeydi?

Çantasını, telefonunu ve yatağın üstündeki pikeyi kapıp salona yöneldi. O sırada Ozan da masanın altından çıkmış, şaşkınlıkla etrafa bakıyordu. Her şey devrilmiş, camlar kırılmış, ortalık bomba atılmış gibi dağılmıştı.

Bahadır önde, üçü birlikte duvar sıvalarının kapladığı merdivenden indiler. Apartmandan dışarı çıktıklarında ortalık toz dumandı ve elektrikler kesilmişti. Dolunaydan yayılan ay ışığı ile etrafı görebiliyorlardı. Herkes aşağıya inmiş, panik içinde sağa sola koşturuyordu.

Petek ailesini aramak istedi, fakat telefonlar çalışmıyordu. Yeniden yer sarsıntısı başladı. Asfalt yola çömelip geçmesini beklediler. Bahadır çok becerikli ve soğukkanlı davranıyordu.

-Benim Range Rover’a gidelim. Bagajda kamp malzemeleri vardı. El feneri, katlanır sandalye filan. Ayrıca güvenli bir yere gitmeliyiz. Burada binalar yıkılırsa mahvoluruz.

-Ben kendi aracıma bakayım, ihtiyaç olabilecek bir şeyler vardır belki, dedi Ozan ve gitti.

Petek kurulmuş bebek gibi, Bahadır’ı takip ediyor, ona güveniyordu. Ardında yürürken kendini emniyette hissedip, onun soğukkanlılığına hayran oluyordu. İnsan birini tanımak için illa birlikte bir şeyler yaşamalıydı. Felaketler de buna dahildi demek…

Sürekli gelecekten konuşup, vaatlerde bulunan çok erkekle karşılaşmıştı Petek. Gelecekle ilgili hayaller kurduruyorlar, fakat en basit bir etkinlik planını bile beceremiyorlardı. Erkekler bazen çok boş konuşuyordu. Gerçekten yapabilecek cesareti varsa bile, çeşitli bahanelerle bir türlü bahsettikleri güzelliklere ulaşılamıyordu. Birçok aşka da şahitlik etmişti. Tüm kadınlar bu vaatleri dinlemeye bayılıyordu. Bir duygu yoksa bile, bu hayallerle oluşmaya başlıyordu. Hiçbir şey hissetmediğin, beklentin olmayan bir erkeğe bağlanabiliyordun.

Bahadır da böyle yapmıştı. Anılarını anlatırken, sözü mutlaka “seninle de yapacağız bunları Petek” diye bitiriyordu. Yurtdışı seyahatleri yapacaklarından, birlikte gece eğlenmeye gideceklerinden, arkadaşlarıyla tanıştıracağından, annesinin onu çok seveceğinden, birlikte yaşamaktan, sabah uyandığında en az yarım saat onun güzelliğini seyredeceğinden, çok güzel balık pişirdiğinden, elinden ev yemekleri yemek istediğinden, onsuz bir gün bile geçirmek istemediğinden…

Bahadır ön koltuğu sonuna kadar yatırıp, katlayarak yastık yaptığı hırkasını Petek’in başının altına koydu ve evden çıkarken aldıkları pikeyle üzerini örttü. Petek’in gözleri yorgunlukla kapanırken Bahadır’ın şefkat dolu bakışlarını fark ettiği için yüzüne belirsiz bir gülümseye yayıldı.

Gözlerini açtığında beyaza boyanmış, soğuk bir odadaydı. Kendini çok yalnız ve kaybolmuş hissetti. Hareket etmeye çalıştığında ellerinin ve ayaklarının yatağa bağlanmış olduğunu gördü. Seslendi,

-Kimse yok mu?

-…

Daha gür bir sesle yeniden seslendi,

-Kimse yok muu?

Hiç cevap gelmedi. Uyuyup uyanıyor ve kimse olmadığını gördükçe sesleniyordu. Hiç cevap alamamıştı. Günler boyunca nerede olduğunu ve neden burada, bu şekilde olduğunu anlamaya çalıştı. Hafızasını zorladığında, son görüntü Bahadır’ın şefkat dolu bakışları oluyordu.

Pes etti. Artık seslenmekten vazgeçmişti. Donuk bir ifadeyle tekrar uykuya dalmayı bekler olmuştu. En büyük vazgeçişi yaşıyordu, umudunu kesmek.

Ne kadar gün geçtiğini bilmiyordu ama birilerinin ona bakım yaptığından emindi. Kolundaki serum sürekli doluyor, altı temizleniyor, derisi pis kokmuyordu. Saçları bile ağırlaşmış gibi gelmiyordu.

Nihayet odanın kapısı açıldı. Sessiz bir hemşire onunla ilgilenmeye başladı. Gerçek miydi, hayal miydi, kestiremiyordu. Bu ikilem yüzünden soru da soramıyordu. Kafası çok karışıktı ve hiçbir şey hatırlamıyordu.

Ertesi sabah hemşire yeniden göründü. Bu kez ona bakıp sordu;

-Neredeyim ben?

-Hastanede.

-Neden buradayım?

-Bunu doktora sorarsınız, benim yetkim yok.

-Basit bir şey sordum. Neyim var ki buradayım?

-Üzgünüm başka soru yok.

-Doktoru çağırın o zaman.

-…

Hemşirenin odadan çıkışını izlerken içine bir sıkıntı çöktü. Takip eden gün doktor nihayet odanın kapısından içeri girdi. Elinde bir dosya, ciddiyetle okuduktan sonra,

-Bugün nasılsınız küçük hanım? Dedi.

-Neden buradayım?

-Bir travma yaşadınız.

-Ne gibi?

-Öldünüz, ama sizi geri getirmeyi başardık.

-Öldüm mü?

-Evet, hastaneye geldiğinizde eks olmuştunuz.

-Ne olmuş ki bana?

-Yaklaşık yedi aydır komadaydınız. Nihayet komadan çıktınız, fakat ara sıra bilinç kaybı ve ataklar yaşadığınız için sizi burada tutuyoruz.

-Neden komaya girdim?

-Kaza geçirmiştiniz. Başınıza darbe almıştınız. Fakat, durumunuz şaşırtıcı şekilde iyiye gidiyor. Yakında sizi taburcu ederiz.

Bütün bunlar ne demekti? Bu bir kabus muydu yoksa? Elleri bağlı olmasa kendini çimdiklerdi. Dilini ısırdı. Canı yanınca, gerçek olduğunu anladı.

Hemşireden onu soran olup olmadığını öğrenmek istedi. Hiç kimse cevabı onu yıktı. Yalnız kaldığı anlarda bu düşünceyle sürekli ağlıyordu. Sessiz ve derin…

Nihayet ayağa kalkmış, fizik terapileri işe yaramış, dengeli şekilde yürüyecek hale gelmiş ve taburcu olmuştu.

Onu kimse hastane çıkışında almaya gelmediği için, taksiyle eve döndü. Apartman tadilat görmüş ve depremin izlerini silmişti. Yanında hiç eşyası olmadığından bir çilingir çağırarak kapıyı açtırdı. İçerisi berbat halde olmalıydı, ama hiç de öyle görünmüyordu. Ev temizlenmiş, kırılan eşyalar yenilenmiş, her yer pırıl pırıldı. Kapalı oda kokusu bile yoktu. Havalandırılmıştı. Bütün bunları kim, neden yaptı?

Başı ağrımaya başlayınca, yatağa uzandı ve gözlerini kapadı. Yarım saat geçmişti ki, kapıda anahtar sesi duydu. Panikle yatakta doğruldu ve gözünü odanın kapısına dikip, öylece kaldı.

Gelen kişi bir süre mutfakta oyalandıktan sonra, koridorda, giderek yaklaşan adımlarıyla odaya kadar geldi. Petek’in kalbi merak ve biraz da korkuyla deli gibi çarpmaya başlamıştı.

Gelen kimdi ve onun evinde ne arıyordu?

Devam edecek…

Diğer bölümleri okumak için aşağıdaki linklere tıklayın.

ERKEKLERİN SAVAŞI – Sürekli Hikaye Bölüm 6. 

SALGIN – Sürekli Hikaye Bölüm 5.

SÜRPRİZ– Sürekli Hikaye Bölüm 4.

KIZLAR GECESİ – Sürekli Hikaye Bölüm 3.

BEKLENTİ – Sürekli Hikaye Bölüm 2.

MELANKOLİ – Sürekli Hikaye Bölüm 1.

Bu bölüm için seçtiğim şarkı: Freya Ridings – Lost Without You

Fasulye Doktoru

İletişim

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

 

 

 

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: