Bahçıvan Grup
Fasulye DoktoruPsikolojiSerbest YazılarYAŞAM

Mutluluk Halini Sürekli Kılmak Mümkün Mü?

Kendinizi düşüncelerle tanımlamaya çalışmak, kendinizi sınırlamaktır.

Kabile kültürleri antik uygarlıklara evrilirken, belli insanlara belli görevler verilmeye başlandı. Hükümdar, rahip ya da rahibe, savaşçı, işçi, tüccar, zanaatkar vb. Sınıfsal ayrım bu şekilde başlamış oldu. Sınıflaşma kavramı, doğduğun ailenin toplumdaki yeriyle özdeşleşti. Ailen ne iş yapıyorsa, genelde bu sınıfa dahil olurdun. Böylece babadan oğula, sınıf tanımlaması miras gibi sürer giderdi.

Ne iş yaptığın aslında seni tanımlayamaz. Kişiliğini etkileyen unsurlardan biri olabilir, ama benlik dediğimiz asıl senin tanımlaması meslekle alakalı değildir. Hareketlerine ve tepkilerine yansıyan geçmiş deneyimlerin bilinci olacaktır. Aynı mesleği yapanlar arasında olaylara farklı yaklaşımlar olduğunu düşünürsek, meslek tanımı kişiliği etkilemez diyebiliriz.

Bir insanın kendini tanımlamaya duyduğu ihtiyaç, onaylanmak ihtiyacından doğar. Beni onaylayın, ben diğerlerinden üstünüm, her şeyin en güzelini hakediyorum düşüncesi ile hareket etmek egodan başka bir şey değildir. O halde girdiğimiz tüm roller, sahte bir kimlik yaratmak içindir.

İçeride başka şeyler oluyor. İçimize dönüp, özümüze baktığımızda karşılaşacağımız muhtemel iyi şeyler bizi tatmin edebilir. İyi bir insan, merhametli, güçlü, ezilenin yanında, dürüst, sempatik, empatik, fedakar, zeki, yaratıcı vs…

Günümüz insanı, meslekten ve aileden doğan kimlik tanımlamasının dışına çıkarak, kendi farklılığının altını çizebiliyor. Kapalı toplumlarda geleneklerin dışına çıkmak daha zor olduğundan, bu süreç daha uzun ve daha meşakkatli geçer.

Kendimize seçtiğimiz etiketleri taşımanın ağırlığını da unutmayalım. Başkaları bizi beğensin, takdir etsin, övgü alalım diyerek, uğruna savaşlar verdiğimiz etiketler, bazı ortamda çok ekmek yedirirken, kimi zaman beş para etmez hale gelebilir. Bunun örneğini en çok aşkta yaşıyoruz.

Aşk ve beğenilme uğruna harcadığımız mesaiyi düşünürsek, elde edilen kazanım çok yüksek mutluluk içeriyor olsa gerek. Oysa yaşanılanlara bakınca, o kadar da yüksek bir haz olmadığını zamanla anlıyoruz.

Başkası üzerinden var olabilmek, bir insana mutluluk getiremez. Kalıcı mutluluk hali için, kendini tanımak ve kendini kabullenmek gerekir. Başkasını kendinden üstün ya da aşağı görmek mutluluk seviyenizi belirlemek için bir ölçüt değildir. Dikkat çekmek için büründüğümüz roller, kendini ve başkasını kandırmak için bir süre etkili olur. Sonrasında rol olduğunu hatırlarsınız.

Kendinizi düşüncelerle, sınıfsal kavramlarla, etiketlerle tanımlamaya çalışmak sizi sınırlandırır. Bu durum insan ilişkilerinde içtenliğin kaybolmasına, insancıllıktan uzaklaşmaya ve kendine yabancılaşmaya yol açar. Yaşamdan tat almak ve mutluluk halinizi sürdürmek için, içinizdeki ışığa bakın ve onu parlatmanın yollarını arayın.

Işığınızın yolunuzu aydınlatması dileğiyle…

Fasulye Doktoru

İletişim için:

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: