Bahçıvan Grup
Harun DağlıPsikolojiYAŞAM

Bilgiyi Sıkıştırdığımızda İzleyenleri Neden Kaybederiz?

Sizlere bugün hem yöneticilikte hem de topluluk önünde konuşmada çok önemli olan bir konuyu paylaşacağım. Bunun etkili olabilmesi için, benim bir yönetici ya da konuşmacı olduğumu ve sizin de izleyiciler arasında olduğunuzu düşünmenizi istiyorum.

Şimdi hayal edin, kalabalık bir grupsunuz ve ben konuşmama şöyle başlıyorum;

  • Bugünkü konuşmama basit bir aktivite ile başlamak istiyorum. Hepinizin ayağa kalkmasını ve yanınızdaki (sağ ya da sol fark etmez) bir kişiyi partner olarak seçmenizi istiyorum.

Şimdi yüz yüze gelin, eller kapalı, birbirinize dokunmak yok! Bir birinize bakın sadece.

Pekâlâ, şimdi birbirinize sırtınızı dönün.

Şimdi her birinizin kendi görünüşünüzle ilgili 12 şeyi değiştirmesini istiyorum!”

Bir toplantının başında sizden böyle bir şey istenseydi, nasıl hissederdiniz?

Görünüşünüzle ilgili 12 şeyi değiştirmeye başlar mıydınız?

Sanırım sok olurdunuz bir anda! Peki olaya birde şöyle bakalım. Yine ayni toplantıda ayni şekilde eşleştirildiniz ve ben aktivite ile ilgili şöyle bir giriş yapıyorum diye hayal edelim şimdi;

  • Bir birinize sırtınızı dönün ve bekleyin.

Sizden görünüşünüzle ilgili iki şeyi değiştirmenizi rica edeceğim; gömleğinizin düğmesini açabilir, kollarınızı sıvayabilir, isimliğinizin yeriyle ya da rozetinizle de oynayabilirsiniz. Oyunumuz basit, görünüşünüzle ilgili herhangi iki şeyi değiştirin…

Şimdi nasıl hissettiniz? Daha rahatlatıcı ve bilgilendirici bir giriş oldu değil mi?

Bu durumda görünüşünüzle ilgili iki basit şeyi değiştirmeye hemen başlarsınız diye umuyorum?

Ayrıntıları ve bu örnekle yazıma neden başladığımı anlamanız için bu bölüm çok önemli. Çünkü bütün yöneticilerin ve konuşmacıların anlaması gereken önemli bir noktadan bahsedeceğim. İnanın bu konuyu anladığınızda hem yönetici hem de topluluk önünde sunum yapan biriyseniz, hayatiniz önemli oranda kolaylaşacak.

Size bir soru sorayım. Bu etkinlik neyle ilgiliydi?

Şimdi aklınıza gelebilecek birkaç olasılığı sizin yerinize ben dillendireyim isterseniz;

  • Gözlem yeteneğimizi geliştirmek?

İyi bir deneme ama yanlış!

Eğer gözlemle ilgili değilse, neyle ilgiliydi?

  • Bağlanma ve etkileşim kurma?

Maalesef bunlar da yanlış cevaplar!

Neyse çok uzatmayayım ve kısaca toparlamaya çalışayım, bu aktivite gözlem veya bağlantı kurma ya da etkileşim kurma ile ilgili değildi. Aslında bu amaçlar içinde kullanılabilecek bir aktivite ama amacı bu değildi.

Bu aktivite değişim ya da değişiklik ve buna insan olarak verdiğimiz tepkilerle ilgili.

Bir düşünün!

“Kendinizle ilgili 12 şeyi değiştirin” dediğimde çok fazlaydı değil mi?

Muhtemelen özellikle yaz aylarında üstümüzde değiştirebileceğimiz 12 tane kıyafette olmayacaktır. 😊

Hatta katılımcıların bir kısmı bu nasıl bir aktivite diye tepki bile gösterebilirler. Neyse o konuya hiç girmeyeyim yoksa yanlış anlaşılabilir.

Peki, ikinci örnekleme de iki şeyi değiştirmek konusunda ne hissettiniz?

Çok daha iyi, değil mi?

İzleyicilerden hiçbirisi herhangi bir sorunla karşılaşmadan, görünümleriyle ilgili iki şeyi çok kolayca değiştireceklerdir.

Şimdi daha ilginç bir noktaya geliyoruz. Peki ya size,

“Bir şeyi daha değiştir,” desem?

Yapabilirsiniz, değil mi?

Peki devamında,

  • “Bir tane daha değiştirin”
  • “Bir şey daha değiştirin”
  • “Bir daha değiştirin” desem?

Size garanti ederim ki hiç zorlanmadan her seferinde bir küçük değişiklik yaparak 12 değişikliği yapıncaya kadar bir şeyleri mutlaka bulurdunuz ve bundan da heyecan ve keyif alırdınız.

Bu basit ama etkili aktiviteyi özellikle büyük şirketlerde yönetici eğitimi, değişim yönetimi (Change Management) seminerleri ve topluluk önünde konuşma ile ilgili verdiğim eğitimlerde sık sık kullanıyorum.

Peki bu ne anlama geliyor, bir düşünün bakalım?

Ben birkaç öneride bulunayım;

  • “Her şeyi birden değiştiremeyiz”
  • “Küçük ve sık değişiklikler daha etkilidir”
  • “Her seferinde bir şey üzerinde çalışmalıyız”
  • “Kitleler büyük değişikliklere her zaman tepki duyar”
  • “İzleyenlerinizden yapmalarını beklediğiniz bütün değişiklikleri bir kere de asla istemeyin”
  • “İzleyenlerinizi boğmayın ve bunaltmayın”

Bir düşünün, kendilerini iyi ve üstün gören bütün yönetici ve konuşmacıların en büyük problemi bu güç ve etkilerini kullanarak, bir sürü bilgiyi, izleyenlerinin sindirmesine ve anlamasına izin vermeden arka arkaya ve çok kısa bir sürede vermeye çalışırlar.

Yani olay insanlardan bütün değişiklikleri çok da açıklamadan bir kere istemekte değil, çünkü bu insanların direk tepki vermesine, direnç göstermesine ve isteksizliğine yol açmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun yerine doğru açıklamalarla küçük değişiklikler yapılmasını sağlayıp, her seferinde bir küçük değişiklik ile amaçladığınız noktaya hem eğlenip hem de uzlaşı içerisinde ulaşabilirsiniz.

İşte bütün olay bu!

Tahmininizden çok daha fazla sayıdaki yönetici ve konuşmacı, çok fazla miktardaki bilgiyi gereğinden çok kısa sürede söylemenin bir marifet olduğunu sanıyor.

İzleyiciler olarak pek çoğumuz da üstümüz olduklarından onları daha büyük görüp bir bildiği vardır, ben anlamamışımdır diyerek bu yetersizliği maruz görüyoruz.

Acı ama gerçek şu ki, kimse tepki vermediği (ya da çekinip sessiz kaldığı) için bu yöneticilerin sayısı hızla artıyor ve yeni yetişen yöneticiler bunu doğru sanarak özümseyip aynısını tekrar ediyor.

Sonuç olarak, yanlışın yanlış olduğundan haberimiz bile olmadan, niye istediklerimizi anlamıyorlar, niye ekibimi motive edemiyorum diye kara kara düşünüp suçu ekibin yetersizliğine getirip kendimizi sıyırıyoruz bu sorumluluktan.

Siz, bunun tam tersini yaparak fark yaratabilirsiniz. İnsanlara doğru yöntemle yaklaşıyor olmanız size büyük avantajlar sağlayacaktır.

Bu konuda pek çok iyi konuşmacının kullandığı basit bir kural var, buna genelde “10 da 1 Kuralı” da diyorlar.

Sistem çok basit, konuştuğunuz her 10 dakikada izleyicilerinizi daha fazla bilgilendirebilmek ve zevk almalarını sağlamak için sizin için çok önemli bir noktaya değinmenizi amaçlıyor bu kural.

Hadi biraz matematik yapalım, eğer 45 dakikalık bir konuşma yapacaksanız, kaç önemli nokta işlememiz gerekiyor?

Yanıtlarınızı duyar gibiyim; dört buçuk!

Bu durumda yukarı değil aşağıya doğru rakamı yuvarlayın, yani dört önemli nokta islemeniz gerekiyor.

Şöyle düşünün diyelim ki beni “Değişim Yönetimi” üzerine bir konuşmaya davet eden bir firma 45 dakika süre verirse, kendilerine,

  • “Harika! Değişimin 4D’si üzerine olağanüstü sonuçlara ulaşabileceğiniz çok yararlı bir konuşma ayarlayabilirim” diyebilirim.

Eğer 30 dakikalık bir konuşma isterlerse,

  • “Harika! Değişimin 3D’si üzerine dikkat çekici sonuçlar elde edebileceğiniz bir konuşma ayarlayabilirim” olacak yanıtım

Eğer 10 dakikalık bir konuşma isterlerse,

  • “Her şeyi 10 dakikada anlatamam ama size değişimin olmazsa olmazı, 1D kuralını herkesin anlayacağı şekilde anlatma sözü verebilirim” derim.

Bunu yapıyorum çünkü bilgi değerlidir, aceleye gelmez, hap gibi sıkıştırılarak kitlelere dikte edilmez. Bilgiyi anlatmak ve anlamak; zaman ister, özen ister ve sabır ister.

Bir sürü bilgi verip, hiç kimsenin bir şey anlamadan ayrıldığı bir konuşma yerine, bir tane de olsa tek bilgiyi herkesin anlayabileceği şekilde işlemek ve konuşmanın sonunda bir şeyler öğrendiklerini hissettirmek bir yönetici ve konuşmacının en önemli görevidir.

İlgiyle dinlenen ve takip edilen bir konuşmacı ve yönetici olmanın yolu karşımızdakileri anlamak ve onların anlayacağı şekilde konuşmalarımızı biçimlendirmekten geçiyor. Egonuzun ağır basmadığı, beraber büyümeyi amaç edinen konuşmalar yapmanız ve insanlar yönetip yetiştirmeniz dileğiyle.

Harun Dagli

Sorular ve yorumlarınızı sayfanın altındaki iletişim kutusundan bize kolayca iletebilirsiniz.

Yazar: contact@speak2impress.com

Editör: objedergi@gmail.com

Yazarın Web Sitesi: www.speak2impress.com

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: