Bahçıvan Grup
Özlem YıldırımPsikolojiYAŞAM

MAZERETİM VAR 2 YAŞ SENDROMUNDAYIM!

Geçen gün kardeşim anlattı. Bir arkadaşı 2 yaşında ki bebeğini rutin kontrolleri için doktora götürmüş. Muayene bittikten sonra doktor, herhangi bir sorun olmadığını her şeyin normal olduğunu söylemiş ve hemen arkasından eklemiş:

Sizin sormak istediğiniz bir şey var mı?

Anne hemen hararetle sormuş :

“Doktorcuğum sormayın bizim ufaklık değişik değişik huylar edindi. Her şeye öfkeyle bağırıyor, istediği olmayınca sinirleniyor, elindekileri fırlatıyor, ağlamaları anlatmaya gerek yok zaten.”

Baba da onaylıyor durumu ve ekliyor:

“Neden böyle doktor hanım?”

Doktor cevaplıyor hemen:

“Gözünüz aydın sizin ufaklık, 2 yaş sendromuna girmiş.”

Aile eğitimli daha önceden duymuş olmanın verdiği rahatlıkla devam ediyor:

Peki ne zaman geçer bu durum?

Doktorun cevabı tam şut ve gol tarzında:

“3 yaş sendromuna girince!  “

Aile, kafasında bir bilinmeyenli denklem sorusu ile girdiği odadan adeta trigonometri kafasıyla çıkıyor.

Bu hikâyeyi dinledikten sonra, hem güldüm hem de 2 yaşında bir çocuğa sahip olduğum için hemen trigonometri çalışmaya başladım. Şaka bir yana şimdi asıl, kendileri küçük problemleri büyük olan miniklerin bu sorununa değinelim istedim.

Peki Nedir 2 Yaş Sendromu? 

Bebeklikten çocukluğa geçiş sürecinden bebeğin kendini ve yapabildiklerini fark etmesi ve bunu çevresinde fark ettirme çabasına girmesiyle başlayan geçici bir dönemdir.  Ortalama olarak 12-36. aylar arasında hatta 48. aya kadar sürebilen bir süreci kapsar.

Aslında sendrom, minicik bebekler için oldukça ağır bir kelime diye düşünenlerdenim. Çünkü kitaplar, sendromu kelime anlamı olarak, birbirinden bağımsız gibi görünen, bir araya gelince tek bir olgu olarak karşımıza çıkan bir rahatsızlıktır diye tanımlıyor. Bazen bir hastalık olarak ortaya çıkarken , bazen de bir hastalığın sonucu olarak kişiyi bulabiliyormuş. Bu sebepten kendini, varlığını, gücünü, yapabileceklerini ispatlamaya çalışan bir bebeğe hastaymış gibi sendromlu denmesi biraz ürkütücü gelmiyor değil.

 Belirtileri Nedir?  

  • ­Olur olmaz durumlarda bitmeyen ağlama nöbetleri
  •  İstediklerini anlamadığınızda aşırı tepki gösterme
  •  Söz dinlememe, söylenenin tersini yapma
  •  Fazla merak, dokunma, kurcalama isteği
  •  Uyku problemleri
  •  Her şeyi tek başına yapma isteği
  •  Eşyalara veya kişilere vurma, zarar verme davranışları
  •  Kendi isteğini yaptırmak için direnme
  •  İştahsızlık

Bu sürece girildiğinde öncelikle yapılması gereken ona destek olmak ve onun yanında olduğunuzu hissettirmek. Destek olmak için öncelikle onun yapabileceği şeyleri yapmasına izin vermeniz gerekir. Çünkü bugüne kadar ki süreçte o sizi gözlemledi yapabileceklerini ya da yapmak istediklerini öğrendi şimdi uygulama zamanı. Asıl çatışması aslında sizinle değil kendiyle. Çünkü öğrendiği ve gördüğü her şeyi yapabileceğini zannediyor. Yani boyundan büyük işlere kalkışıyor zaman zaman. Fiziken yapamadığı şeyler olunca da öfkeleniyor. Bu durumda ebeveynleri de duruma karşı çıkıp engel olmaya başlayınca bu sefer çatışma büyüyor. Örneğin karnı aç ve en sevdiği yemeği getirdiniz sırf sizin isteğiniz olmasın kendi isteği olsun diye yani size karşı elinde bir zaferi olsun istediği için yemeği reddediyor ya da bilerek yiyecekleri yere atıyor, tükürüyor, püskürtüyor. Bazen de parka dahi gidecek olsanız ayakkabısını, giysilerini giymek istemiyor. Başlıyor evde kovalamaca.

‘Hayır’ Kelimesini Lügattan Atma Zamanı 

Bu dönem onların en çok onaylanmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duydukları dönem. Yapmak istediği şeyleri mümkün olduğunca desteklemeye çalışmak bu dönemi kolay geçirmede en etkili yöntemlerden biri .

Eskiden büyükler çocuklara işaret parmağını kaldırıp sert bir şekilde ‘hayır’ diyerek çocuğun yapacağı şeyden vazgeçirmeye ‘zoraki’ ikna ederlerdi. O dönemin çocukları sırf korkudan birisi hayır deyince sebebini bile sormaya cesaret edemeyen nesiller olarak büyüdüler ve şimdi çoğu, her olaya olumsuz yaklaşan ya da karşılarına çıkan olumsuzlukları irdelemeyi beceremeyen itaatkâr insanlar olarak hayatlarına devam ediyorlar.

Günümüzde uzmanlar, ebeveynlerin çocuklara ‘hayır’ kelimesinin kullanmamaları yönünde uyarılarda bulunuyorlar. Bırakın keşfetsin, yapsın, gözlemlesin inatlaşmak olayı uzatacak ve daha çok yapma arzusu barındıracak oysa ki o an yapmak istediğini yapmasına fırsat verilmesi ya da uygun ortam hazırlanması durumdan daha çabuk vazgeçmesini sağlayacaktır. Tabi ki tehlike arz eden durumlarda bırakın yapsın canı yansın demiyoruz. Örneğin elektrik prizine elin mi sokuyor? Hemen müdahale edip oradan uzaklaştırmak en doğrusu. Dokunma, yapma gibi sözler yerine ortamı güvenli hale getirmek gerekiyor. Günümüzde tehlikeye karşı her tür önlem mevcut. Evimizi güvenli hale getirip keşfetmesine fırsat vermek en iyisi.

Zaten 3 yaşına gelmemiş bir çocuğa tehlikeyi anlatıp onun da bu yönde tutum ve davranış sergilemesini beklemeniz sizin için hayal kırıklığı olarak sonuçlanacaktır.

Siz ne kadar sakin davranırsanız o kadar başarılı olacaksınız ve çatışma en aza inecek.

Yapmasını istemediğimiz durumla karşılaşınca hayır demek yerine alternatif üretmek daha etkili bir yöntem. Örneğin, hayır yapma demektense, yapmasında sakınca görmediğiniz başka bir şeyi sunmak, bak bunu da yapabilirsin gibi cümlelerle dikkatini sizin sunduğunuz alternatife çekmek çok işe yarayan bir yöntem. Çünkü bu dönem uzun uzun anlattığınızda olumlu sonuç elde edeceğiniz bir dönem değil.

Bir başka önemli nokta öfkesine, ağlamasına fırsat vermek gerekir.  En çok karşılaştığımız şey çocuk düşer ağlamaya başlar hemen oradan sesler yükselir: ‘Bir şey olmadı kalk hadi koca adam ağlar mı?’ ya da  ‘kocaman kız oldun ağlama’ oysa ki bu cümleyi kurmak yerine acısına saygı duymak, sarılmak, kucaklamak onu daha çabuk rahatlatacak. Ayrıca ‘bir şey olmadı’ ne demek? Sen nereden biliyorsun kardeşim sen düşmedin ki o düştü. Sen düşsen ağlasan ya da canım acıdı desen birisi de gelse kalk kalk bir şey olmadı dese ne yaparsın? Sen bugün onun duygularını yaşamasına izin vermezsen bastırdığı duygusuyla öfkesi mutsuzluğu içinde kalır ve birikir ve başka bir zaman da hatta büyüdüğünde dahi ani öfke patlamaları yaşayan bir insan haline dönüşür. Ayrıca küçükken duygularına saygı gösterilmemiş bir insan, büyüdüğünde başkalarının duygularına saygı göstermeyi nasıl becersin?

Onun tek istediği dünyaya kendisi ispatlamak, yapabildiklerini ve yapabileceklerini göstermek. Ona problem çocukmuş gibi bakılırsa ve yolunda hep ebeveyni tarafından konulan engellemelerle karşılaşırsa bir süre sonra sürekli problem yaratan, etrafa zarar veren öfkeli bir çocuk olması kaçınılmaz olacaktır. Ama sakin ve şefkatle onun enerjisini atmasına fırsat verildiğinde, yapabileceği şeyleri yapması için ortam hazırlandığında karşısına engeller ya da hayırlar dışında alternatiflerle çıkıldığında hem gelişimi için fayda sağlanmış hem de sürecin daha kolay geçmesini desteklenmiş olacak.

Sevgiler

Özlem Yıldırım

Yazar: ozlem.yildirim@objedergi.com

Editor: editor@objedergi.com

 

 

 

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: