Bahçıvan Grup
Fasulye DoktoruHikayelerSANAT

SALGIN – Sürekli Hikaye Bölüm 5.

Önceki Bölümde:

Hiç bilmediği bir kasabada, yapayalnız kalmış, birlikte geldiği kişi gözaltına alınmış, serinkanlılığını yitirmiş, ağlamaya başlamıştı. Kafasında aynı soru dolanıp durdu.

Onu neden gözaltına aldılar?

SALGIN

Orada öylece beklerken, “Bu kadar şanssızlık da fazla, güzel şeylerin ardından her zaman karanlık geliyor. Ya bu durumu kabullenip, bir şeyler yapmalıyım ya da pes edip, hayatıma devam etmeliyim.”, diyerek durum değerlendirmesi yaptı.

Pes etmeyecekti. Ozan’ı henüz tanımıyordu, ona bağlanmış filan da değildi, ama onu merak ediyor, vicdanı rahat vermiyordu. Telefonunu eline alıp, avukat bir arkadaşını aradı. Ozan’la ilgili bilgi verdikten sonra, ne yapabileceğini sordu. En yakın esnafa yaklaşıp, taksiyi nereden bulacağını sordu. Taksiye bindi ve karakola gitti.

Ozan’ı görmesine müsaade etmediler. Beklemeye başladı. Uzun bir bekleyişten sonra avukat olduğunu tahmin ettiği bir kadın karakola gelerek Ozan’ı sordu. Oturduğu yerden fırlayarak, kadının yanına gitti ve kendini tanıtarak, başından geçenleri özetleyerek anlattı. Kadın ifadesiz bir yüzle dinledikten sonra,

-Petek Hanım evinize gidin ve bu olayı bana bırakın, dedi.

-Onu neden tutukladılar, hiç olmazsa bunu söyleseniz?

-Bu sizi ilgilendirmez, lütfen evinize gidin.!

Takip eden hafta boyunca Ozan’ın telefonu kapalı olduğundan, ona ulaşamadı. Hayat olağan şekilde devam ederken, merak ve sıkıntıdan bunalıyordu. Her zaman aklı başında, ağırbaşlı, mantıklı ve serinkanlı olmayı başarmıştı. Dışarıdan bakıldığında sapasağlam görünüyordu, ama içerisi karmakarışık ve aşırı düzensizdi. Duygusal gelgitleri onu çökertiyordu. Kimi sevmeye kalksa, domino taşı gibi tüm hayalleri yıkılıyordu.

Yoga merkezine yazıldı. Artık haftanın iki günü yoga yapıyor, bir yandan sosyalleşiyor, bir yandan iç huzuru dengelemeye çalışıyordu. Okulda derslere girerek, minik öğrencilerine bale öğretiyor, rehber edindiği yaşam disiplinini bozmuyordu.

Cuma günü okuldan eve döndüğünde, yorgunluktan kendini koltuğa bırakıverdi. Televizyon izlemediğinden, haberleri takip etmek için açtığı Twitter hesabına girerek, gündemi okumaya başladı. Hashtag’lere bakarken, değişik bir başlık ilgisini çekti. #SokağaÇıkmaYasağı başlığına tıklayıp, neler olduğunu öğrenmeye çalıştı. Sıkıyönetim mi ilan edilmişti? Darbe mi olmuştu? Savaş mı çıkmıştı? Kimyasal silah saldırısı mı olmuştu? Terör mü hortlamıştı?

Hiç birisi değildi. Çin’de ortaya çıkan Covid-19 virüsü hızla dünyaya yayılmış, ülkeler sınırlarını ve hava sahalarını kapatmış, salgına karşı sert önlemler almaya başlamıştı. Binlerce insana bulaşan virüs, sınırları aşarak dünyayı saran bir felakete doğru ilerliyordu. Hastalık Çin, İtalya, İngiltere, Brezilya ve İran gibi birbirinden uzak ülkelerde önüne geleni öldürüyordu.

Tüm dünyada insan yaşamını tehdit eden bu hastalık, şimdiye kadar bildiğimiz tüm rutinlerimizi bozacak ve hayatımızı belirsizliklerle dolduracak bir sürecin başlangıcıydı, ama henüz kimse bunu öngöremiyordu.

Bu zamana kadar, kariyerinde ilerlemek, kazancıyla giderlerini dengelemek, geleceğe dair hayaller kurmak ve unutulmaz bir aşk yaşamayı düşünmüştü. Peki, şimdi ne düşünmeliydi? Panik yapmalı mıydı? Ne kadar süre normal yaşamdan uzak kalınacaktı? Bu süreçte yalnız mı kalacaktı? Bu soruları şimdi düşünmek saçmaydı. İki günlük sokağa çıkma yasağı gelip, geçer nasıl olsa diye düşündü.

Takip eden hafta içi okula gitmeye, derslere girmeye, yoga yapmaya ve arkadaşlarıyla sosyalleşmeye devam etti. İkinci hafta sonu da sokağa çıkma yasağı vardı. Lanet şey bütün planları bozmuştu.

Evde zaman geçirmek fena değildi. Şimdiye kadar ertelediği gereksiz eşya atma planları için harekete geçti. Tüm hafta sonu boyunca eskimiş, giymediği, kullanmadığı ne kadar giysi, ayakkabı, çanta varsa ayıkladı. Bir yardım kuruluşuna götürüp teslim etti.

Çarşamba günü okulların bir süreliğine tedbir amaçlı kapatıldığı açıklandı. Minik öğrencilerine hoşça kal diyememişti. Bu içini burktu. Yoga merkezi de kapatılmıştı. İki hafta süreyle eğitime ara verilmişti. Bu durumda tüm zamanı boşa çıktığından, işe yarar bir şeyler yapmayı düşündü. Uzun zamandır temellerini kurduğu, fakat bir türlü zaman ayırıp, ilerletemediği dans gösterisi projesi için kolları sıvadı.

Bütün gün evde oturup, bilgisayarın başında koreografi için yeni şeyler arıyor, Youtube’da ünlü dansçıların kayıtlarını izliyor, defterine notlar alıyor, sürekli araştırıp, okuyordu.

Arkadaşlarıyla buluşmaları azalmış, Ozan’dan hala haber alamamış, istemeyerek yalnızlığa gömülmeye başlamıştı. İlk başlarda hayatını etkileyecek tek büyük fark, okulların kapanmasıydı. Üçüncü haftaya gelindiğinde tüm alışveriş merkezleri, kafeler, restoranlar ve benzer sosyalleşme alanları kapatıldı. Artık sadece marketler ve küçük esnaflar açıktı.

Ailesini ziyarete gitmek ona iyi geliyordu. Annesi ve babası ise, salgından başka bir şey konuşmaz, düşünmez, görmez olmuştu. Bu durum içini kararttığından, aralarında geçen bu monologdan da sıkılmaya başlamıştı. Elli yaşını geçince, ben de böyle hastalıktan başka bir şey konuşmaz mı olacağım, diye düşündü.

Petek, zaman geçtikçe içine kapanmaya zorlanıyordu. Bir el, bütün hayatlara zarar vermek istercesine, dünyayı parmağında oynatıyordu. Hayatlarımız ne kadar da kırılganmış. Üfleyince dağılan iskambilden kuleler gibi yere serilivermiştik.

Felaket zamanlarında, medeniyetimizin insanlıktan çıkışını, bizi hayrete düşüren bir film gibi izliyorduk. Marketler talan ediliyor, herkes eve yiyecek stokluyordu. Ülkeler, başka ülkelerin mallarına el koyuyor, milyonlarca maske ve sağlık ekipmanı nakliye sırasında el değiştiriyordu. Modern korsanlık devletler arasında sıradanmış gibi yaşanıyordu.

Dördüncü haftaya gelindiğinde tüm işyerleri kapatılmış, sadece marketler, eczaneler, fırınlar gibi zaruri ihtiyaçlar için olan işletmeler açık kalmıştı. Maskesiz gezmek yasaklanmış, maske satışı da yasaklanmış, devlet maske dağıtmaya başlamıştı.

Tüm dünya işsiz kalmış yığınlara, bomboş sokaklara, endişeli topluluklara dönüşmüştü. Ekonomi bitmiş, üretim durmuş, teknoloji ve reklam sektörünün bize dayattığı birçok şey saçma ve gereksiz gelmeye başlamıştı.

Petek, kendini dans projesine adamış olduğundan, bunları fazla irdeleyerek, enerjisini harcamak istemedi. Yaratıcı yönünü tamamen serbest bırakmış, günün tümünü çalışarak geçirmeye başlamıştı.

Kendini işe kaptırdığı bir akşam, kapı çaldığında heyecan ve korkuyla yerinden kalktı. Uzun zamandır kapı zilini sadece apartman görevlisi çöp almaya geldiğinde çalmıştı. Kapıya gidip, mercekten baktı. Ağzı şaşkınlıktan açıldı, gözlerini hayretle kırpmaya başladı. Tekrar baktı, evet oydu. Heyecandan dili damağına yapıştığından sesi soluğu kesildi. Kalbi ağzının içinde atmaya başladı. Kapı zili tekrar çaldı.

-Petek, benim Bahadır.

Devam edecek…

Diğer bölümleri okumak için aşağıdaki linklere tıklayın.

ERKEKLERİN SAVAŞI- Sürekli Hikaye 6. Bölüm

SÜRPRİZ– Sürekli Hikaye Bölüm 4.

KIZLAR GECESİ – Sürekli Hikaye Bölüm 3.

BEKLENTİ – Sürekli Hikaye Bölüm 2.

MELANKOLİ – Sürekli Hikaye Bölüm 1.

Fasulye Doktoru

İletişim

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

 

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Bir çırpıda bütün hikayeyi okudum, çok beğendim. Umarım hemen yeni bölüm gelir 🙂 kaleminize sağlık

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: