Bahçıvan Grup
Fasulye DoktoruHikayelerSANAT

DAVETSİZ MİSAFİR – Sürekli Hikaye Bölüm 8.

Önceki Bölümde

Başı ağrımaya başlayınca, yatağa uzandı ve gözlerini kapadı. Yarım saat geçmişti ki, kapıda anahtar sesi duydu. Panikle yatakta doğruldu ve gözünü odanın kapısına dikip, öylece kaldı.

Gelen kişi bir süre mutfakta oyalandıktan sonra, koridorda, giderek yaklaşan adımlarıyla odaya kadar geldi. Petek’in kalbi merak ve biraz da korkuyla deli gibi çarpmaya başlamıştı.

Gelen kimdi ve onun evinde ne arıyordu?

Davetsiz Misafir – Bölüm 8.

Aralık duran kapıyı açarak, dalgın bir şekilde içeri giren kişiyi görünce, Petek’in eli ayağına karıştı. İlk andaki şaşkınlık, yerini önce müthiş bir özleme, ardından da öfkeye bıraktı. Yataktan ok gibi fırlayarak, kapıda donup kalmış, ona şaşkınlıkla bakan Bahadır’a doğru atılıp, suratının ortasına var gücüyle tokadı bastı.

Bu tokada o kadar çok anlam yüklemişti ki, zaten şaşkın olan Bahadır, hayatının en ağır tokadını yemiş oldu. Böyle narin bir kadının böylesine güçlü vurması da ayrı bir garipti.

-Sen ne cesaretle evime gelirsin, nasıl beni o halde aylarca yalnız bırakırsın? Neden aramadın beni, öldüm ben öldüm, anlıyor musun? Hem bedenim hem ruhum öldü. Sen yoktun, lanet olsun sana, nefret ediyorum senden.

Ağzına geleni sayan, bağırıp çağıran, odada bir sağa bir sola dolanarak öfkeden kuduran Petek’i kıpkırmızı suratı ve çatılmış kaşlarıyla sabırla dinleyen Bahadır, onun sakinleşmesini epey süre bekledikten sonra sert bir sesle konuşmaya başladı.

-Sakin ol artık ve beni dinle. Otur şu yatağa, sakinleş.

Petek delirmiş gibiydi. 7 aydır komada kalmış, iki ay boyunca tedavi görmüş, yapayalnız geçirdiği zorlu hastane sürecinden sağ çıkmayı başarmıştı. Fakat, böyle bir sürprize hazır değildi. Yaşadığı karmakarışık duyguları ifade edemediği için daha da çıldırıyordu. İçinde hissettiği dağlar kadar duygudan sonra, ağzından çıkan iki kelime oluyordu. Buna bile öfkeleniyordu.

Bahadır daha fazla sabredemedi ve Petek’i belinden çekip, olabildiğince sıkı sarıldı. Kollarında kuş gibi çırpınıp, kurtulmaya çalışan Petek’i umursamadan, içinde biriken özlemi bastırmak için yüzünü onun boynuna gömdü. Derin nefesler alarak kokusunu içine çekti.

Sonunda sakinleşen Petek, başını kaldırıp onun yüzüne baktığında, sol tarafında, ağzından şakağına kadar korkunç derin bir yara olduğunu fark etti. Soru dolu bakışlarını telaşla Bahadır’ın gözlerine dikti.

-Ne oldu yüzüne? İyi misin? Yoksa, kazayı beraber mi yaptık? Neler oldu anlat lütfen bana.

-Önce şuraya otur, diyerek yatağı gösterdi. İkisi de yatağın kenarına oturup bir süre bekledi.

-Hatırladığım kadarıyla, sana neler olduğunu anlatayım. Sen uyumuştun ve seni güvenli bir yere götürmek için yola çıktım. Felaket bir trafik vardı ve asfalt yollar depremden yarılmıştı. Şehirde herkes araçlarıyla, oradan oraya savruluyordu. Trafikten kurtulmak için, orta refüjden karşı şeride geçmek istedim. Yol boştu aslında, ama karşı yola geçtiğimde, nereden geldiğini anlamadığım bir araç büyük bir hızla bize çarptı. Taklalar atarak durmuşuz. Gözümü hastanede açtım. Yüzüm yaralanmış, kaburgalarım ve iki bacağım kırılmıştı. Sürekli seni sordum, aklımı yitirecektim meraktan.

-Ne kadar kaldın hastanede, diyerek sözünü kesti Petek.

-Üç aydan biraz fazla. Yüzüm için sürekli gidip geldim ayrıca.

-Beni neden görmeye gelmedin, neden bıraktın beni?

-Aslına bakarsan seni bulmam çok zor oldu. Farklı hastanelere götürülmüştük, çünkü deprem yüzünden birçok yaralı hastaneye getirilmişti. Sistem neredeyse çökmüştü. Seni isminle kayıt etmemişlerdi. Tanıdığım herkesi devreye sokarak sonunda seni buldum, komadaydın.

-Hala beni neden ziyaret etmediğini anlamadım. Aylarca tek başıma hayatta kalmaya çalıştım ve sen yoktun, çok yalnızdım, çok zordu.

-Biliyorum bana kızgınsın, ama bu çirkin suratımla beni görmek istemeyeceğini düşündüm. Her gün hastaneye gelip, durumun hakkında bilgi aldım, seni uzaktan seyrettim, ama geldiğimi söylememelerini sıkıca tembih ettim. Sen çok güzelsin, hem senin yaralanmana sebep olan benim.

-Bahadır aklını mı kaçırdın? Senin nasıl göründüğünle ilgilenmiyorum ben, bana verdiğin değer beni ilgilendiriyor.

-Korkunç görünüyorum, beni öpmek bile istemezsin ki…

Petek, narin ellerini Bahadır’ın yanaklarına koyup, onu kendine çevirdi. Yüzüne yaklaşıp dudaklarını uzun uzun öptü. Bahadır hiç karşılık vermeden derin derin nefes aldı. Bu anı uzun süre hayal etmiş olmalıydı ki, bozmamak için hiçbir şey yapmadan öylece duruyordu.

Petek geri çekilip, yüzüne baktığında Bahadır’ın yanaklarının ıslanmış olduğunu gördü. Zaten zor tuttuğu gözyaşlarını sessizce bıraktı. Kısa bir süre bakıştıktan sonra, büyük bir açlıkla dudakları yeniden kavuştu. Bir nakışın işlenişi gibi, ilmek ilmek dokunuyor, zihninden geçen duyguları parmak uçlarıyla birbirine iletiyorlardı. Avuç içine değen tenin sıcaklığını, dokusunu, kıvranışını, titreyişini hissettikçe gözyaşları akmaya devam ediyordu. Terledikçe ıslanan bedenleri, okyanus kıyısına vuran dalgaların köpürmesi gibi coşuyor, kayganlaştıkça eriyor, kulakları uğulduyor, tüm düşüncelerden sıyrılarak özgürleşiyordu. Hiç acele etmeden, bir insanı severek dokunmak, zihninde yeni kapılar açıyor, öz benliğine yaklaştırıyor, tüm etiketlerden, yargılardan ve fikirlerden arındırıyor, başka hiçbir şeyin vermediği bu mutluluk hali bedenlerini kaplayarak, en ücra hücrelerine kadar yayılıyordu. Seratonin ve adrenalinden uyuşan bedenlerini daha çok hissetmek için daha hırçın, daha sert, daha hesapsız ve artan bir arzuyla sevişiyorlardı. Kaygı, öfke, kaybetme korkusu, güvensizlik, yetersizlik ve geleceğe dair endişelerden uzak, sadece o anı yaşayarak karşılıklı duygularını paylaştılar.

Her türlü zorluğu atlatarak normale dönen hayat, huzur ve güven verici bir mutluluk halinde devam ediyordu. Okullar açılmış, Petek işine dönmüştü. Bahadır, işlerini yurtdışına taşıdığından haftada bir gidip, işleri düzene sokup, yine peteğin kollarına koşuyordu. Sevmek dedikleri bu saf duyguyu dibine kadar yaşıyorlardı. Sevginin temeli; güven, huzur ve karşılıklı anlayıştı. Sevgiyi ifade etmenin her yolunu kullanıyorlardı. Sarılmak, öpüşmek, sorunları dinlemek ve çözmeye çalışmak, en çok da tutkulu bir şekilde sevişmek. Başını döndürmeyen şey aşk olamazdı. Olsa olsa dostluk filandı.

Bir cumartesi Petek evde yalnız vakit geçiriyor, çocuklar için koreografi hazırlıyordu. Bahadır evde yoktu. Kapı çaldı. Gidip açtı. Sosyal hizmetler görevlisi olduğunu söyleyen bir kadın, elinden tuttuğu 10 yaşlarında bir kız çocuğuyla kapıda dikiliyordu.

-Bahadır Beyle görüşmek istiyorum, kendisini çağırır mısınız lütfen.

-Bahadır evde değil. Neden onunla görüşmek istiyorsunuz?

-Hanımefendi siz neyi oluyorsunuz?

-Ben onun kız arkadaşıyım.

Petek çocuğa baktığında, parçaları kafasında birleştirmiş, bir senaryo kurmuştu bile. Çocuk Bahadır’ın olmalıydı, ama ona hiç benzemiyordu. Hem neden bir çocuğu olduğunu Petek’e söylememişti ki? Bu soruya canı sıkıldı.

Onları içeri buyur ettikten sonra Bahadır’ı aradı. Durumu anlatıp bir an evvel eve gelmesini söyledi. Yarım saat geçmeden Bahadır eve geldi. Karmaşık bir ifadeyle Petek’in gözünün içine baktı.

Sosyal hizmet görevlisi, kızın annesinin psikiyatri kliniğine yatırıldığını, bu durumda çocuğun velayetinin yasal olarak Bahadır’a verildiğini söyledi ve küçük kızı onlarla baş başa bırakarak çıkıp, gitti.

Kafasına hücum eden sorularla daha fazla baş edemeyen Petek, Bahadır’a dönüp;

-Bir açıklaman var mı? Şu an neler olduğunu acilen bilmem gerekiyor Bahadır.

Bir yandan onun anlatacaklarını dinlemek için sabırsızlanıyor, bir yandan bunca zaman, bu sırrı gizleyerek ve onunla yaşadığı gerçeğini düşünüyordu. Yani insan birini tanıdığını sandığında, ne çok yanılıyordu. Tanıyıp, inanıp, güveniyorsun ve bamm. Her şey yerle bir oluveriyordu. Şimdi ne olacaktı? Bir gerçeği gizlemek de yarım anlatmak da çarpıtmak da yalan söylemekle eşdeğerdi.

-Şimdi olmaz Petek, sonra.

Kestirip atmıştı Bahadır. Ardından çocuğa sarılıp, başını öptü.

-Aç mısın kızım? Eşyaların bu kadar mı?

-Sessizce başını sallayan küçük kızın boncuk gibi siyah gözlerindeki endişeyi fark eden Petek;

-Hoş geldin güzelim. Ben Petek, senin adın nedir, diye sordu gülümseyerek. Küçük kız babasının elini sıkıca tutup, kekeleyerek;

-Ela, dedi.

Tanışma faslından sonra, baba-kızı yalnız bırakıp, dışarı çıkan Petek, olanları sindirmek için çarşı-pazar, tüm sokak ve caddeleri dolaştı. Akşam olup eve döndüğünde, onları neşeyle gülüşürken buldu. Aslında manzara o kadar hoşuna gitmişti ki, Bahadır’ın kendisinden sakladığı bu sır, önemini biraz yitirmişti.

Yalnız yaşayan bir insanın hayatına damdan düşer gibi insan alması öyle zor bir şeydi ki ne yapacağını, ne hissettiğini bir türlü belirleyemiyordu. Önce Bahadır, şimdi de kızı Ela. Bir hafta boyunca sessizliğe gömüldü. Hikayeyi öğrenmeye hazır değildi, öğrenmek istemiyordu. Bahadır’a hiç soru sormadı, Bahadır ise o sormadan anlatmak istemedi belli ki. İçi sıkışıyordu, nefes almada güçlük çekip, derin iç çekişler yaşıyordu. Oflamak çözüm olmuyordu. Gözleri bir noktaya takılıp, düşüncelere dalıp gidiyordu. Düşünceler kafasında daldan dala atlıyor, ortaya ne bir fikir, ne bir yol çıkıyordu. Sevmesine deli gibi seviyordu onu, ama içine girdiği ikilemden bir türlü kurtulamıyordu.

Bahadır onu öpmek istediğinde kaçıyordu. Bahadır’ın üzgün ifadesi canını acıtsa da içi, onunla olmaya el vermiyordu. Onun hakkında bir hükme varamıyordu. Ona aşık olmuştu ama güveni de sarsılmıştı. Hayatın getirdiği tatsız sürprizleri olduğu gibi kabullenmek ve yola devam etmek gerekirdi. Öyle de yaptı.

-Bahadır, benim kafam çok karışık. Bir süre içinde bulunduğum bu şeyden uzaklaşmam gerek. Seni seviyorum, diyerek şaşkınlıktan donakalan Bahadır’ı yanağından öptü.

Eline aldığı çantasına, hayatına anlam katan hiçbir şey koymamıştı. Sadece birkaç giysi, iç çamaşırı, bir tarak, küçük bir makyaj çantası, ailesinden hediye gelen birkaç ziynet, kimlik ve pasaport…

Bahadır çarpılmış gibi tek kelime edemiyor, aralık kalmış ağzından kelimeler bir türlü dökülemiyordu. Kalbi parçalanmış, tuz buz olmuş halde ona bakıyordu. Gözlerinde, elinden hiçbir şeyin gelmeyeceğinin verdiği çaresizlik, sevdiği kadının onu reddetmesinin verdiği acı, hayatın ona getirdiği zorluklardan bıkkınlık, erkek olmanın verdiği gurur yüzünden ağlayamamak, sorumluluklar yüzünden güçlü olmaya çalışmaktan yorgunluk ve patlamak üzere olan büyük bir öfke vardı.

-Nereye Petek?

Devam edecek…

Diğer bölümleri okumak için aşağıdaki linklere tıklayın.

BEYAZ ODA – Sürekli Hikaye 7. Bölüm

ERKEKLERİN SAVAŞI – Sürekli Hikaye Bölüm 6. 

SALGIN – Sürekli Hikaye Bölüm 5.

SÜRPRİZ– Sürekli Hikaye Bölüm 4.

KIZLAR GECESİ – Sürekli Hikaye Bölüm 3.

BEKLENTİ – Sürekli Hikaye Bölüm 2.

MELANKOLİ – Sürekli Hikaye Bölüm 1.

Bölüm için seçtiğim şarkı: For Your Love – Jacob Gurevitsch

Fasulye Doktoru

İletişim

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: