Bahçıvan Grup
Aziz'in DünyasıEdebiyatSANAT

İki Kadın Üç Kitap – Sürükleyici Hikaye Arayanlara 3 Kitap Tavsiyesi

Kitapların dünyası beni her zaman büyülemiştir. En sevdiğim kitaplar tarih kitaplarıdır. Bulduğum her fırsatta kitap okur, kendi kendime değerlendiririm. Kimi zaman da sosyal medyada değerlendirmelerimi yazarım.

Benim için en önemli Türk yazarlardan biridir Mine Kırıkkanat, çünkü beni Türk yazarlarla barıştırmıştır. Çocukluğumdan beri Almanca ve İngilizce kitap okumam sebebiyle Türk yazarları pek takip etmez, okuduğum birkaç kitap da bana hitap etmediği için de büyük bir ön yargıyla tüm Türk yazarları aynı kefeye koymuş ve onlara içimde küsmüştüm. İşte Mine Kırıkkanat, bu ön yargımı tamamen kırdı.

“Bir Hristiyan Masalı” adlı tarih kitabıyla keşfettiğim Kırıkkanat’ın kitaplarını alıp okumaya başladım. Hepsi birbirinden değerli eserleri var.


Geçtiğimiz haftalarda Kırmızı Kedi Yayınevi’nden son kitabı “Kaf Dağının Ardı Belki” çıktı. Bana en dokunan hikaye, soyadının öyküsü oldu.

Kitap, yine bildiğimiz Kırıkkanat tarzında; akıcı, sürükleyici ve imgelettirici bir dille yazılmış. Daha ilk öyküden itibaren hop içine çekip alıyor okuru ve her öyküyü tüm bedende hissettirerek son sayfada bırakıyor. Kitabın diğer özelliği de içinde aile arşivinden fotoğrafların da bulunması.

Şiddetle okunmasını tavsiye ederim. Hele o vapurdaki müzisyenlerle ilgili öyküsü var ki insana umut aşılıyor, insanın enerjisini yükseltiyor bu yaşadığımız karanlık dönemde.


Bugüne kadar tarihsel bilgileri kurgu bir hikaye ile harmanlayıp okuruna sunan Christian Jacq’ın Ramses beşlemesi, en sevdiğim seridir. Beşinci kitap bittiğinde oturup Ramses neden öldü diye hıçkıra hıçkıra ağladığımı bilirim.

Beni etkileyen bir kitaptır bahsettiğim tarzda yazılmış Çiçek Sekban Balbay’ın “Ari” kitabı. Keşfedildiği andan itibaren dünyanın gündeminden hiç düşmeyen, birçoğu hâlâ çevrilmeyen, çevirisi birmiş olmasına rağmen insanlığa hazır değil bahanesiyle sunulmayan, hâlâ arkeolojik kazılarda çıkarılmaya devam eden Sümer tabletlerinin önemini, gerçeğe çok yakın bir kurguyla okuyucuya aktarıyor kitap.

Biliyorsunuz Sümer tabletlerinden öğrendi insanoğlu Nuh Tufanı’nın Gılgamış Destanı’ndan uyarlandığını. Tarihte yazıyı keşfeden ilk medeniyet olan ve Hint-Avrupa dillerinden birini konuşan, tarihin ilk şehir devletlerini kurduğu bilinen Sümerlerdir.

Çiçek, Atatürk’ün MU kıtasını aramasını da dahil edip muazzam bir kurgu yapmış. Araya serpiştirdiği felsefik cümleler ile özellikle de günümüzde devam eden “Osmanlı torunuyuz” cümlesine öylesi güzel bir gönderme yapmış ki…

Kitap, gerçekle kurgunun, hayal ile realitenin iç içe geçmiş, sayfalarda beden bulmuş hali. Çiçek, ikincisini yazacak mı kitabın bilmiyorum ama yazmasa da açık son (İngilizcede open end) ile bitirmiş hikayesini. Böylesi sonlarla okuyucunun kendi kurgusunu yapsın istenir. Çiçek de bunu gayet başarılı bir şekilde uygulamış. Kim bilir; belki de dizisi bile yapılır. Çiçek ile konuşayım da bana da rol kapsın diziden. Kendimi göstereyim ;-)))

Sürükleyici, bir o kadar da öğretici bir kitap ARİ. Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde olmalı bence.


Fantastik kurgu sevdiğim bir edebiyat ve film tarzıdır. Fabllar gibi geliyorlar bana. Mesela Yüzüklerin Efendisi, hem favori kitap serim hem de filmimdir bu alanda. Defalarca izledim filmini. Üç kez kitaplarını okudum. Ve her okuyuşumda farklı şeyler keşfettim. Her ne kadar o tarzı sevsem de bir türlü ısınamadığım, beni hiç çekmeyen bir kitap serisidir Harry Potter. Hiç ilgimi çekmemiştir. Çocuksu gelmiştir bana. Ta ki…

Çiçek’in bir diğer kitabı “Irklar Akademisi”’ne denk gelip okuyama kadar. Mezopotamya tanrısı Enki’den girip ilmek ilmek örerek muazzam bir fantastik kurgu ortaya çıkarmış. Türkiye’den de böyle kitaplar çıkıyormuş dedirtti bana. Sürükleyici, bir sonraki bölümde neler olacak acaba diye sordurtan bir kitap Irklar Akademisi.

Paralel evren mi dersiniz, Mezopotamya tanrıları mı dersiniz… özenle seçilmiş isimler, karakterler…

O 400 sayfanın nasıl bittiğini anlamadım bile. Bazı kitaplar daha ilk cümlesiyle okuyucusunu hikayenin içine çeker ve kitap bitene kadar içeride tutar; bazıları da yavaş yavaş çeker ve sonra birden hapseder hikayenin içine çıkartmaz hiç. İşte Irklar Akademisi de böyle bit kitap. İlk sayfalardan itibaren yavaş yavaş çekiyor içine. Zehrini milim milim damlatıyor ve okuyucuyu bağımlı yaptıktan sonra hikayenin içine fırlatıyor.

Bu kitabın da kurgusu farklı bir tempoda gidiyor. Bazen yükseliyor o tempo; bazen de çok düşük gidiyor. Abandone ediyor okuru. Sonra birden olaylar başlıyor, yaşanıyor ve bitiyor. Kitaptaki her olayı okuyucu da beraber yaşıyor.

Fantastik kurgu severlerin özellikle de kaçırmaması gereken bir kitap.


İki kadın yazar kitaplarıyla farklı soluklar getiriyor edebiyat dünyasına. Ari kitabının yanısıra ben bir de Mine Kırıkkanat’ın “Destina” kitabının film veya dizi olmasını çok isterdim. Çok farklı bir kurgudur o kitap da. Bir ara konusunu anlatırım.

Şimdi herkes en yakın kitapçıya gidecek ve yukarıda bahsettiğim o üç kitabı alacak ve okuyacak. Kendini kitapların, harflerin büyülü dünyasına bırakacak. Edinimlerinden sarhoş olacak, ruhunda hissedecek olayları… Ben her kitapta onu yaparım. Kendini hikayedeki bir karakterin yerine koyarım ve olayları öyle hissetmeyi denerim. Siz de deneyin. Ruhunuza çok iyi gelecektir (size deli denmesine de aldırmayın hiç, delilik güzeldir. Ama neyse ki ben deli değilim; normalim…

Aziz Doğdu

Çevirmen – Gezgin

Sorular ve yorumlarınızı sayfanın altındaki iletişim kutusundan bize kolayca iletebilirsiniz.

Sitemize e-posta ile kayıt olarak bildirim alabilir, yeni yayınlanan makaleleri e-posta hesabınızdan takip edebilirsiniz.

İletişim için:

İnstagram: @azizdogdu

Yazar: azizdogdu@outlook.com

Editör: editor@objedergi.com

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: