Bahçıvan Grup
Aziz'in DünyasıGeziKÜLTÜR

PARİS GEZİSİ ve Madonna Paris Konseri

PARİS

“Andreas, Paris konusunu halletmemiz gerek. Sen gelecek misin?” diye sordum kahvaltıda.“Trenle gitmen gerekecek Aziz. Ben gelemeyeceğim.“ dedi o da. Hemen bilgisayara oturduk ve hızlı trenle gideceğim Paris’e bilet baktık. Sabah 7 treninden yer aldım. Üç saat falan sürecekti yolculuk.

O gece ne hikmetse erkenden uyumuşum. Bütün gün üç şehir gezip bir de karnaval partisine katılınca pestilim çıkmıştı tabi. Saat 5.45’e kurduğum alarmın sesiyle uyandım ve hemen hazırlandım. Andreas, çoktan hazırdı. Beni Frankfurt tren garına bıraktı ve ertesi akşam yine onun alacağını söyledi. Kalbim heyecandan duracaktı.

Strasburg’a geldiğimizde istasyonda on dakika bekleme yapacağımız açıklandı. İndim ve bir sigara yakarak şehrin havasını içime çektim. Sonra yerime oturdum ve Paris’e doğru yoluma devam ettim. Paris’e yaklaştıkça heyecanım da artıyordu.

Trende arkadaşım Uğraş’tan mesaj aldım. Beni bekliyordu o da orada. Ve Paris…

İstasyonda hemen kendime bir kahve aldım ve arkadaşımı beklemeye başladım. İstasyonun yan ana kapısından sigara içmek için çıktığımda İstanbul Restaurant diye bir yer gördüm. “Burada da mı ya?” diyerek kendi kendime güldüm.

“Atla taksiye Le Grand Rez’in oraya gel. Otel de orada. Birer kahve içer, kahvaltı yaparız. Ben yeni kalktım” dedi Uğraş. İstasyondaydım; metroyla giderim dedim önce kendime. Demez olaydım. Oradan geç, buradan geç derken Paris’in o meşhur metro hatlarının haritasını görünce gözüm korktu. Yorgundum da…

Atladım taksiye Uğraş’ın dediği yere gittim. Taksiden inince kafamı bir kaldırdım devasa Madonna posteri ve altında da konser tarihleri. Kalbim çarpmaya başladı birden. Büyülenmiştim adeta. “Önüne bak önüne! Kafanı eğ az!” diyen Uğraş’ın sesiyle irkildim ve o büyüden çıktım. Rex’in yanındaki Starbucks’a gittik hemen. Birer kahve ve sandviç de aldık ve kahvaltımızı yaptık. Çantamı odaya bıraktım. Ve başladık iki arkadaş hızlandırılmış Paris turuna.

O meşhur Opera Meydanı mı dersiniz, Galeria la Fayette mi dersiniz, Strasbourg-Saint-Denis kemeri mi dersiniz, birkaç saate hepsini şöyle bir hızlıca gezdik, gördük, fotoğrafladık. Konsere artık birkaç saat kalmıştı. Otele döndük ve hazırlanarak konser öncesi bir şeyler yemek için bir Japon restoranına girdik.

Le Grand Rex, hava kararınca daha da bir güzel oldu. Işıkları yanında Madonna resmi de aydınlanmıştı. Daha bir güzel ambiyans yaratmıştı akşam çökünce Paris’e.

MADONNA

Konser saati yaklaştıkça ikimizin de heyecanı artıyordu. Rex’in önü pazar yeri gibiydi adeta. Millet sıraya giriyordu. Bu Madonna konserinin en belirgin özelliği de konser esnasında hiçbir şekilde cep telefonu kullanılmayacak kuralıydı. Üst aramasından sonra bir başka görevli cep telefonunuz, varsa akıllı saatiniz hepsini sizden alıyor ve kilitli bir boyun çantasına koyarak size geri veriyordu. Çantalardan özel kilit, sadece konser çıkışı yine kapıdaki görevlilerin özel bir aletiyle açılıyordu. Madonna, ufak bir alan diye telefon yasaklamıştı: “Herkesin benimle ilgilenmesini istiyorum. Şovumun tadına anca öyle varılır.”

İçerisi hınca hınç doluydu. Tüm biletler satılmıştı. Herkes yerine yerleşince bir anons yapıldı: Ufak bir teknik aksaklık nedeniyle konser, bir saat gecikmeli başlayacak.

Anons sonrası Madonna’nın ön grubu olan müzisyenler sahneye çıktı ve milleti coşturdu. İkinci bir anons daha yapıldı ve bir saat daha ertelendiği duyuruldu. Millet, ıslık çalmaya, “Madonna, Madonna” diye tezahürat yapmaya başladı. Herkesin tek derdi Popun Kraliçesi’ni görmekti.

Saat 21’de başlaması gereken konser 23.30’da başladı. Madonna, bireysel silahlanmaya karşı yazdığı ve klibini de 2016 yılında ABD’nin Orlando kentindeki Pulse gece kulübünde yaşanan kanlı silahlı baskına uyarladığı şarkısı “God Control” ile açtı şovunu. Salon, gümbür gümbür yıkılıyordu adeta. Daha sonra klibiyle Jean d’Arc’tan esinlendiği “Dark Ballet” şarkısı geldi. Hemen ardından da 1992 yılındaki Erotica albümü ve stilini eleştirenlere yazdığı “Human Nature” geldi. Tanrım, bu kadın muazzam dedim içimden. İlk kez bu kadar yakından izliyordum Madonna’yı. Ve en sevindiğim klasiklerinden birisi olan “Express Yourself” ile ilk bölümü bitirdi Kraliçe Hazretleri.

İkinci bölüm, Madonna’nın belki de en büyük hitlerinden biri olan “Vogue” ile açıldı. Bütün salon ayağa kalkmıştı. E biz de oturacak değildik. Kendimizi ritme bıraktık ve coştukça çoştuk. Hemen ardından Madonna hiç hız kesmeden Madame X albümünden “I Don’t Search I Find” adlı dans parçasını seslendirdi. Salon coştukça coşuyordu. Madonna, ister 100bin kişilik stadyumda sahne alsın isterse 2.500 kişilik bir tiyatro salonunda, daha sahneye adım atar atmaz sizi aurasına yapıştırıyor ve siz de o sizi bırakana kadar onun esiri oluyorsunuz. Hatta bir ara sahnede selfie çekti ve onu açık arttırmayla bir seyircisine sattı. Satın alan Alman bir emlakçıydı. “Önceki akşam da bir Alman aldı selfiemi. Bu Fransızlar pinti galiba” dedi, salon kahkahalara boğuldu.

Klasik şarkılarından “Papa Don’t Preach” ile devam eden bölüm, klibinden dolayı Madonna’nın yerden yere vurulmasına sebep olan Amerikan rüyasını en sert şekilde eleştirdiği parçası “American Life” ile bitti. Barkovizyondaki video gösterisinden sonda sahne bir anda Portekiz’deki fado klüplerine dönmüştü. Portekizce “Batuka” ile beraber “Fado Pechincha” adlı parçayı seslendirdi Madonna. Sonra da içinde bulunduğumuz sistemi eleştirdiği, ayrımcılık ve ırkçılık karşıtı “Killers Who are Partying” adlı parçasını söyledi. Yeni albümünüzün güzel baladlarından biri olan “Crazy” ile devam eden bölüm, gelmiş geçmiş en büyük Madonna hiti olan “La Isla Bonita” ile devam etti ve Sodade’nin ardından Medellín ile son buldu.

Barkovizyon ve dans gösterisi ardından kısa bir bölümünü akapella yaptığı “Rescue Me” adlı şarkısını seslendirdi ve hemen ardından 1998 yılında ilk çıktığında tüm radyo istasyonlarını kilitleyen, hatta ABD’deki bir radyo kanalında tam 24 saat boyunca çalınmış olan “Frozen” parçasına giriş yaptı. Sahneye yansıtılan görüntülerde Madonna’nın doğurduğu ilk çocuğu Lourdes dans ediyordu. Bir ara anne-kız bütünleşmiş gibi oldu sahnede. Bizde tüyler diken diken oldu tabi. Muazzam bir gösteriydi.

Klibinde yanan haçlar önünde dans etmesi ve siyahi bir aziz ile öpüşmesi sebebiyle Vatikan’ı bile ayağa kaldıran, hatta aforoz edilmesine sebebiyet veren  “Like a Prayer” şarkısında bütün salon ayağa kalktı ve hep birlikte şarkıya eşlik etti. Madonna, bir ara sustu ve salon, şarkıyı hep bir ağızdan söylemeye başladı. Sonra da perde indi. Şov bitti sanıyorduk. Tezahürat başladı bu sefer; hepimiz bir daha bir daha diye bağırıyorduk. 5 dakikalık tezahürat sonrası Madonna ve dansçıları perdenin önüne çıktı. Siyasi kimliğiyle öne çıkan, klibinde de ABD’deki bir okulda silahlı bir saldırganın arkadaşlarını öldürmesiyle basının önünde etkili bir konuşma yapan bir öğrencinin konuşması kullanılan “I Rise” şarkısını söylemeye başladı. Salon yıkılıyordu adeta. Hepimiz özellikle de nakarat kısmında “I Rise” diye bağırıyorduk. İçimizdeki protest damar ortaya çıkmıştı sanki. Sol yumruklarımız havada şarkıya eşlik ediyorduk.

Şarkının sonlarına doğru Madonna, seyircilerin arasından geçerek şarkısını söylüyordu. Benim üç sıra yakınımdan geçti. O an düşüp bayılacaktım sanki. Uğraş, cimdikledi “Kendine gel; uğraştırma beni Paris ellerinde kendinle” dedi kulağıma. O nasıl bir auradır, o nasıl bir esrimedir Yarabbi. Hala kadının etkisindeydik. Antreye geçince Madonna, hâlâ şarkıyı söylüyordu.

“Thank you” diye bir bağırdı mikrofona ve o anda onun aurasından çıktık. Elim ayağım boşalmıştı. Koluma giren Uğraş ile merdivenleri indik ve telefonlarımızın kilitli olduğu çantaları vererek telefonları aldık ve otele geçtik. Şarhoş gibiydim. Adrenalin had safhadaydı bende. Uğraş’ın da öyleydi. Uyuyamadım. Sabah 10’da trenim vardı Frankfurt’a. Uyu uyuyabilirsen Aziz.

FRANKFURT’A DÖNÜŞ

Sabah 8’de yataktan kalktım ve hemen hazırlanarak istasyona gittim. Kendimi oradan oraya attım treni beklerken. Saatim geldiğinde de yerime geçtim. Geldiğim yoldan dönüyordum ki Fransa-Almanya sınırında pasaport ve bilet kontrolü yapıldı Alman ve Fransız polisler tarafından. İki kaçak göçmen yakalandı. Sınırda trenden indirildiler ve biz de yolumuza devam ettik. Andreas, beni istasyonda bekliyordu. İner inmez “Hadi yemeğe gidelim.” dedi ve istasyondaki McDonald’s’a gittik. Birer menü aldık ve oturduk yedik. Konserden, Paris’ten bahsettim hızlıca. O da bu sefer Frankfurt’u gezdirmek istediğini söyledi bana.

Frankfurt, Almanya’nın en büyük kentlerinden biri. Metropol. Yetmiş yedi milletten insan var burada. Lufthansa’nın üssü durumunda. Avrupa Merkez Bankası burada. Finans başkenti diyebilirim. Tarihi boyunca hiçbir zaman başkent olamamış; eyaletinin bile. Yalnız ilk Alman meclisi burada toplanmış Alman Devrimi esnasında.

Eski şehir dediğimiz yere gittik. Kasaba evleri gibi tasarlanmış evler arasından yürüyerek ilk Alman meclisinin toplandığı Paulskirche’yi gezdik. Römerberg’i turladık. Frankfurt Katedrali’ni gezdik.

Birkaç hediyelik eşya alarak turumuzu tamamladık ve oradan Andreas’ın evine geçtik. Ertesi günü İstanbul’a dönecektim. Ben ise doymamıştım gezmelere. Andreas ve eşi ile güzel bir akşam yemeği yedik ve herkes odalarına çekildi. Ben öğlen uçağım olmasına rağmen yine doğru düzgün uyuyamadım.

Kahvaltımızı yaptık. Bu sefer Andreas ve eşi beni havaalanına götürdü. Alana gelince dışarıda biraz sohbet ettik ve sonra vedalaştık. Ben biniş kartımı alarak pasaport kontrolünden geçtim ve Frankfurt’a veda ettim.

İstanbul’a döner dönmez Berlin’e hazırlıkları bitirecektik. Tam da COVID-19 salgınının Avrupa’da yavaş yavaş patladığı günlerde fuar olacaktı. Patronum fuarın iptal edilmesi için eyalet meclisinde toplantılar yapıldığı yönünde mail aldığını söylemişti. Fuardan dört gün önce Sağlık Bakanı kararıyla fuar ve toplu etkinlikler iptal edilmişti, her ne kadar Berlin eyalet meclisi fuara devam kararı almış olsa da. Ama biz yine de Berlin’e gittik. O kadar otel ve uçak masrafı yapmıştık. “Hadi gidelim; gezelim o zaman” dedik. Berlin maceramı da başka bir sefer anlatırım artık.

Gezinin önceki bölümünü okumak için TIKLAYIN.

Restore Edilmiş Ortaçağ Kasabaları Katedral ve Şatoları İle Frankfurt

Aziz Doğdu

Çevirmen – Gezgin

Sorular ve yorumlarınızı sayfanın altındaki iletişim kutusundan bize kolayca iletebilirsiniz.

İletişim için:

İnstagram: @azizdogdu

Yazar: azizdogdu@outlook.com

Editör: objedergi@gmail.com

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: