Bahçıvan Grup
Aziz'in DünyasıGeziHasan AkbaşKÜLTÜR

Hong Kong Tütsü Limanı Bölüm.4 – Kowloon Adası ve Disneyland

V
Hong Kong’a ilk gelen Avrupalılar Portekizlilermiş. 1513 yılında Portekizli kaşif Jorge Alvares ayak basan ilk Avrupalı olmuş. Dönemin imparatorunun Avrupalılarla ticareti minimum düzeyde tutması ve daha sonra yasaklaması nedeniyle Portekizliler, 1520 yılında Hong Kong bölgesinden kovulmuş ve bugün feribotla yaklaşık bir saatlik uzakta bulunan Macau kentini 1549’da işgal edip sömürgeleri ilan etmişler. Şehirde ticaret yapan İngilizlerle Çinliler arasında dönemin Daoguang İmparatoru’nun afyon ticaretini yasallaştırma ve vergilendirilmesini reddetmesi üzerine, İngiliz ve Çinliler arasında Birinci Afyon Savaşı patlak vermiş 1839 yılında. Bu savaştan yenilgiyle ayrılan Çin tarafından sonra Hong Kong Adası İngilizlere geçmiş. İngilizler, daha sonra Kowloon ve diğer adaları da alarak kraliyet sömürgesi ilan etmiş.

Kowloon Adası

Hong Kong’un her bölgesinde ve hayatının her aşamasında İngiliz etkisini görmek ve hissetmek mümkün. Ben Hong Konglulara ‘İngiliz gibi düşünen ve yaşayan Çinliler’ diyorum. Kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olsalar da ruhları hep İngiliz kalmış. Çoğu Hong Konglu kendini Çinli görmüyor zaten. “Çekik gözlü onlar” diye küçümserler Çinlileri. Gören de Hong Kongluların hepsini badem gözlü, sarışın falan sanır. Kendini asla Çin’e ait hissetmeyen Hong Konglular, 2014 yılında Çin’in siyasetlerine fazla müdahil olduğunu iddia ederek sokaklara dökülmüştü Şemsiye Devrimi adı altında. Amaçları, Hong Kong’u Hong Kongluların yönetmesiydi, öyle Çin’in atadığı kişilerin değil.

Yüksek derecede özerkliği bulunan ve kendi yargı sistemi ve göçmen ve vize politikası uygulayan Hong Kong, 2047 yılında tamamen Çin’e geçecek denilse de bugün dünyanın en büyük off-shore cenneti olması nedeniyle özelliğini koruyacağı söyleniyor. Çin’in estisi pestisi pek belli olmuyor tabii. Yapabilir de yapmayabilir de bunu.

2003 yılındaki SARS vakasından sonra şehir adeta hijyenik bir fanus olmuş. Saatinden önce çöp çıkarmak, çöpleri konteynırların dışına koymak, yere çöp atmak yasak. Para cezası var. Asansörler, sürekli ilaçlarla temizleniyor. Düğmelerinin üzeri şeffaf folyo ile kaplı ve dört saatte bir değiştiriliyor. Buranın köpekleri bile bir tuhaf. Militarist bir zihniyetle eğitilmiş gibiler. Sahipleri ellerinde çanta ile gezdiriyorlar köpeklerini. Çantalarında su dolu şişeleri ve poşetleri var. Köpek çiş yaptığında üzerine hemen su dökülüyor. Kakaları hemen torbayla alınıyor ve özel çöplerine atılıyor. Bu kadar titizlik iyi güzel de insan biraz da olsa sokaklarda çöp görmek istiyor. Benim gibi hijyen saplantılı birisine çöp görmeyi özlettiler adeta.

Bana göre Hong Kong’un en pis bölgesi, nüfusun da diğer bölgelere göre yoğun olduğu Kowloon semti. Hem çok kozmopolit, hem çok kalabalık. Gerçi pis dediysem de öyle abartılı derecede pis değil Kowloon. Ama en azından diğer bölgelere göre daha kirli.

Kowloon’daki ilk günüm sonunda eve döndüm. Tung Chung-Kowloon arası metroyla 40 dakika. Akşam saatlerinde özellikle Tung Chung hattı aşırı kalabalık oluyor. Gerçi Tsueng Wan ve Lai King durağında biraz rahatlıyor. Disneyland trenine binmek için Sunny Bay’de inip üst kata çıkmak gerek.

Dikkatimi çeken bir diğer nokta da hemen hemen bütün metro duraklarının üstünde alışveriş merkezi var. Şehirde sürekli bir para harcatma arzusu var. Tamam ekonomi için iyi güzel de bunu propagandaya çevirmek, ne bileyim yani bana irrite edici geldi. “Madem buradasın, sökül papelleri” diyorlar gibi; modern soygun adeta. İnsanın iflahı kurur bu kadar para harcamaya.

Disneyland

VI
İlk hafta sonumda kardeşim ve ailesi, Disneyland’e gidelim diye tutturdu. Hava da güzel; e niye duralım ki evde. Öğlene doğru atladık metroya indik Sunny Bay’de. Üst kata çıktık ve Disneyland için açılmış özel hatta, özel trenle gittik Disneyland’e. Vagonların içinde Disney karakterlerinin minik heykelleri var fanuslarda. Ben de her ne kadar Disney hayranı olsam da ne Tokyo’da, ne Paris’te gittim Disneyland’e. Siftahımı burada, Hong Kong’da yapıyordum.

10 aylık yeğenim biraz huysuzdur. Uykusu geldiğinde kıyameti kopartıyor. Disneyland Hong Kong’un oraya geldiğimizde de aynı huysuzluğu yaptı. Çocuk alışmış bir kere; öğlen 12.30-13.00 arası uyku saatiymiş. Neyse hadi onu uyutalım da arabasına koyalım öyle gireriz dedik içeriye. Kızı uyutacağız diye yarım saat cebelleştik ve sonunda uyudu. Biz de gişelere doğru yola koyulduk.

Disneyland, daha metro durağından iner inmez sizi etkisi altına alıyor. Büyüleniyorsunuz. Bu eğlence parkı kimin fikriyse gerçekten dahiymiş. İçeri girmek için can atıyorsunuz adeta. Biletlerimizi aldık ve bıraktık kendimizi Disney’in kollarına. Yemek ve Disneystorelar hariç bütün oyuncaklara binmek ücretsiz. Parkın içerisi mahşer yeri gibi. “Kıyamet kopuyor herhalde. Hong Kongluların Araf’ı burası demek” dedim bizimkilere. Güldük. Kardeşim ve eşi, Sihirli Tren denilen parkın içini gezen bir trene binmek istedi. Çocuğu bana bıraktılar ve karı-koca bindiler trene. Bu arada bebek arabası park yerleri dolu park. Her bir bölümün girişinde, oyuncakların yanında park yerleri var. Değerli eşyalarınızı yanınıza alın, binmek istediğiniz oyuncağa binin, kimse elini sürmüyor. Kilitlemenize bile gerek yok.

Tren, yeniden durağa dönene kadar irili ufaklı Disney standlarına baktım. Disney karakterli oyuncaklardan aksesuarlara kadar satılıyor. İnsanın içindeki çocuk ruhu uyandırıyor burası. Hepimizin içinde büyümeyen, büyümek istemeyen bir çocuk var. İşte Disney dünyası, o çocuğa da hitap ediyor. Hangimizin babası, annesi bizimle oturup Disney’in o müthiş animasyon filmlerini izlemedi ki? İçimizde o çocuk olmasa belki de hayattan zevk alamayacağız.

Tren geldikten sonra bu sefer de Sihirli Masal Ormanı’na girdik. Çocuğa bakma sırası bu sefer kardeşimdeydi. Eşiyle beraber girdik o ormana. Bildiğimiz masalların ormanları yaratılmış ve boş çerçevelerle de arka fonda o ormanlar belirerek pozlar vermeniz isteniyor. O ormandan bu ormana attık kendimizi, resimlerimizi çektik.

Disneyland’de internetten hiç kopmuyorsunuz. Ücretsiz kablosuz bağlantısı ile sürekli moraliniz yüksek tutuluyor. Bir şekilde sizi ne kendi dünyasından ne de internet dünyasından koparıyor Disney. Kapıda daha adım atar atmaz havaya fısıldanan “Ver coşkuyu” sloganı da sanki sürekli fısıldanıyor kulağınıza. Sürekli bir coşku içerisindesiniz. Çocukluğumun dünyasından kopmayayım ama bugünümden de geri kalmayayım diyorsunuz.

Kendimi birden bir sırada buldum bizimkilerle. Bota binip yaratılan orman içinde gezinti yapacakmışız. Aklıma birden Bangkok’ta yaptığım bot gezintisi geldi. Gerçi oradaki gerçek bottu, fakat burada Disneyland’deki suyun içinde bir mekaniğe koyulduğunu anladığımız bottu. Güle oynaya bindik bota ve güya ormanda geziyor gibi yaparak filleri izledik, yerlileri izledik. Kah heyecanlandık, kah irkildik.

Orman gezintisi sonrası madencilerin olduğu bölüme geldik ve orada da sıraya geçtik. Bu sefer çocuğa bakma sırası kardeşimin eşindeydi. Kardeşimle ben önce bindik. Rayların üzerinde bir vagona bindik ve hızlıca madene girmek için dağ tepe gittik. Vagon, kah hızlanarak tepeden iniyor, kah tepeye çıkıyordu. İnanılmaz eğlenceliydi. Oyuncaklara kısa bir ara vererek yemek yemeye karar verdik.

Kardeşimin eşi, Disney’in son prenses karakteri Moana’nın bebeğini almak için her gördüğümüz Disneystore’a girdi. Pasifikli bir kabilenin reisinin kızı olan Moana’nın tüm oyuncakları bitmiş. Kardeşim hemen oracıkta Amazon’dan sipariş verdi bebeği.

Akşama kadar Disneyland’de eğlendik, kurtlarımızı döktük. Karanlık yavaş yavaş çökerken anonslarla Night Parade (Gece Geçidi) olacağı söylendi. Mutlaka izlenmeli bu şov. Disney karakterlerine bürünen insanlar bir bir geçit yapmaya başladı. Bu eğlencenin aynısı Tokyo Disneyland’de de varmış. Ve Disney’in her türlü partisi ve eğlencesinde Disney’i temsil eden en ünlü karakteri Mickey Mouse ile son buldu. Kostümler, araçlar, kısaca her şey ışıklandırılmış ve ışıkları karartılan parkın ana caddesinde ışık karnavalı yaşıyorsunuz. Geçit bittikten sonra da çıkışın oradaki Disneystore, sanki bedava dağıtılıyormuş gibi akına uğruyor. O kadar kalabalık içinden yumuşacık Disney battaniyesi alarak çıktım.

Müthiş bir gün geçirmiştim Disneyland’de. Sanki biri beni başka bir dünyaya ışınladı, sonra da geri getirdi gibi hissediyordum. Sarhoş olmuş bir şekilde metroya bindik ve eve döndük.

Devam edecek…

Önceki Bölüm: Hong Kong Tütsü Limanı Bölüm.3 – Lantau Adası’nda İlk Gün İçin Tıklayın

Aziz Doğdu

Çevirmen – Gezgin

Sorular ve yorumlarınızı sayfanın altındaki iletişim kutusundan bize kolayca iletebilirsiniz.

İletişim için:

İnstagram: @azizdogdu

Yazar: azizdogdu@outlook.com

Editör: editor@objedergi.com

 

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: