Bahçıvan Grup
BilimFasulye DoktoruKÜLTÜR

Bitkiler Evdeki Radyasyonu Emer mi?

RADYASYON VE FOTOSENTEZ

Elektronik cihazlar hayatımıza girdiğinden beri, bir çok insan bu elektroniklerin yaydığı radyasyondan endişe etmektedir. Radyasyonun zararları hakkında yapılan araştırmalardan sonra bu endişelere yersiz diyemeyiz.

Birçok radyasyon kaynağına her gün maruz kalmakla birlikte, uzaydan gelen kozmik radyasyondan bizi koruyan bir atmosferimiz var. Ozon tabakası uzaydan gelen radyasyonun büyük bir kısmını absorbe ederek, dünyayı korur.

Doğal ve yapay radyasyon kaynakları vardır ve her radyasyon çeşidi zararlı değildir. Zararlı olanlar; X ışınları, ultraviyole ışınlar, görülebilen ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar, radyo dalgaları ve manyetik alanlardır. İyonlaşabilen elektromanyetik radyasyonları, hücrenin genetik materyali olan DNA’yı parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır. DNA’da çok az bir zedelenme, kansere yol açabilecek kalıcı değişikliklere sebep olur. Bu yazıda radyasyonun bitkilerle ilişkisini inceleyeceğiz.

RADYASYON

Maddenin yapı taşı sayılan atomlar, proton ve nötronlardan oluşmaktadır. Eğer maddenin yapı taşı içerisinde bulunan nötron sayısı, proton sayısından fazla ise orantı bozulur, kararsızlık oluşur ve fazla nötronlar parçalanır. Parçalanma sırasında çeşitli ışınlar ortaya çıkar. Bunlar alfa, beta ve gama ışınlarıdır. Bu ışınlara ise radyasyon adı verilmektedir.

Bize en yakın yıldız olan güneşte meydana gelen patlamalardan açığa çıkan ultraviyole ışınları dünyaya ulaşır. Atmosferde bir kısmı ozon tabakası tarafından tutulur, az miktarda ultraviyole ışını yeryüzüne yansır. Bu ışınlar radyasyon enerjisi içerir ve bitkilerin temel yakıtıdır.

FOTOSENTEZ

Bitkiler, klorofil hücreleri sayesinde güneşten gelen ışınların enerjisi ve suyu kullanarak karbonhidrat üretirler ve böylece büyürler. Bu olaya fotosentez denir.

Fotosentez işlemi yaprakta gerçekleşir. Bitkinin yaprağı, köklerden gelen suyu alır ve güneş ışığı yardımıyla karbonhidrat üreterek, oluşan karbonhidratı köklere gönderir. Yapraklarda üretilen karbonhidratlar kök, gövde ve dallarda depolanır. Böylece bitki hem büyür hem de neslini sürdürmek için çiçek açıp, meyve verir. Meyvenin içindeki tohumlar etrafa saçılarak, yeni bireyler meydana getirir.

XVII. yüzyılda yaşamış Belçikalı bir fizikçi olan Jan Baptisa Van Helmont 2,5 kg. ağırlığındaki bir söğüt fidanını, içinde 100 kg. toprak bulunan bir saksıya dikmiş ve bunu 5 yıl süresince sadece yağmur suyuyla sulamıştır. Süre sonunda fidan 85 kg’lık bir ağaç olmuştur. Deneme sonunda toprak kuru ağırlığı 99,994 kg. olarak belirlenmiştir. Aradaki birkaç gramlık fark, deney hatası olarak kabul edilmiş ve bitki ağırlığında oluşan 82,5 kg’lık madde artışının yalnız sudan kaynaklandığı kanısına varmıştır. Van Helmont’un keşfetmeye çalıştığı bu olay, bitkilerin güneş ışığı altında kendi besinlerini kendilerinin üretmeleri yani fotosentez işlemidir.

RADYASYON VE YAPRAK İLİŞKİSİ

Işık ihtiyacı, bitkilerin yaprak şekillerini belirler. Bazı bitkiler daha az ışığa, yani radyasyona ihtiyaç duyarlar. Yetiştikleri ortama uyum sağlamak için yaprakları genişler veya daralır. Bunun sebebi; gün ışığını daha iyi yakalamaktır.

GENİŞ YAPRAK ŞEKLİ

Tropikal iklimlerde, özellikle ormanlık alanda, sık bitki örtüsü sebebiyle yeterince gün ışığı alamayan bitkiler, yapraklarını genişleterek, çanak anten gibi güneş ışığını toplamaya çalışırlar. Gölge ve yarı gölgede yetişen türlerin geneli geniş yapraklıdır.

Böyle yerlerde su bol, gün ışığı azdır. Burada bitkiler yaprak genişliği sayesinde hem daha fazla ışık toplar hem de fazla suyu yaprak yüzeyinden buharlaştırarak tahliye eder. Difenbahia bitkisinde bunu çıplak gözle görmek mümkündür. Yaprak uçlarında biriken su damlacıkları yüzünden ağlıyormuş gibi görünür.

DAR YAPRAK ŞEKLİ

Çöl şartlarına adapte olmayı başarmış kaktüslerde durum tam tersidir. İstisnalar hariç, kaktüsün yaprakları iğne yani diken şeklini almıştır. Gövdesinde klorofil bulunur, bu sayede gövdeden fotosentez yaparlar. Yaprakların diken şeklini almasındaki amaç, su kaybını önlemektir. Fotosentez işleminde, yapraklarda bulunan gözeneklerden hava ve su giriş çıkışı olur. Çöl şartlarında zaten zor bulunan suyun, yaprak yüzeyinden buharlaşmasını önlemenin yolu, yaprak sayısını, yüzeyini ve gözenekleri küçültmektir. Gözenekler küçüldükçe küçülür ve sonunda yapraklar iğne şeklini alır.

KAKTÜS ODADAKİ RADYASYONU EMER Mİ?

Güneş ışığına en çok ihtiyaç duyan bitki türü kaktüs olduğundan, televizyon, telefon, bilgisayar vb. gibi yapay kaynaklardan da radyasyon emer. Bu sebeple, birçok insan kaktüs alıp, bilgisayar ekranı yanına koyunca hem radyasyondan korunacağına hem de kaktüsün mutlu bir şekilde büyüyeceğine inanır. Kısmen doğru olmakla birlikte, bu kaynakların yaydığı radyasyon kaktüs için çok yetersizdir. Bu sebeple kaktüsü mutlaka direk güneş ışığı altına koymalısınız. Ayrıca, kaktüslerin ortamdaki radyasyonu emerek temizlediğine dair hiç bir bilimsel araştırma henüz yapılmamıştır.

RADYASYONUN DOZU

Son olarak radyasyonun dozu da bitkiler için önemlidir. Fazla radyasyon, 1986 yılında Çernobil Nükleer Reaktör kazasında olduğu gibi, tüm canlıları ve bitkileri yakacaktır. Güneşten direk gelen ultraviyole ışınları (radyasyon), ozon tabakası sayesinde emilmeseydi, Mars’ın yüzeyi gibi cansız bir yeryüzü meydana gelirdi.

Çernobil kazasından 30 yıl sonra

Çernobil kazasından 40 yıl sonra…

Fasulye Doktoru

İletişim

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

Kaynak:

  • http://ekolojist.net/radyasyon-nedir/
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Radyasyon
  • http://www.acikbilim.com/2012/05/dosyalar/dikenli-col-bekcileri-kaktusler.html

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: