Bahçıvan Grup
AKTÜELGündemÖzlem Yıldırım

İstanbul Üniversitesi Psikolojimizi Nasıl Bozdu?

İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi (AUZEF) bünyesinde 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı itibarıyla ilk defa öğrenci alacak yeni açık öğretim programlarını temmuz ayında açıkladı. Açılan yeni bölümler arasında Psikoloji Lisans programının da dahil olması birçok kişiyi sevindirirken, başta Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği ile birçok insanın tepkisine neden oldu. Bu tepkilerini sosyal medya aracılığıyla oluşturdukları gruplar ile durumun daha da geniş kitlelere ulaşmasını sağladılar.

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Açıklama Yaptı

Konuyla ilgili Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, karara tepki gösteren bir açıklama yaptı:

“İstanbul Üniversitesi bünyesindeki Açık Öğretim Fakültesi’ne bağlı üniversite senato kararıyla 2020-2021 yılı itibariyle Psikoloji bölümü açılması kararı; psikoloji alanı ve bu alanın özelliğine uygun bilimsel pedagojik formatına aykırıdır.

Eğitim bilimlerinde en önemli kriter hazır bulunuşluktur. Psikoloji gibi ileri düzey iletişim, analitik düşünme, üst düzey zihinsel ve bilişsel özellik isteyen alanı açık öğretime açarak, hazır bulunuşluğa sahip olmayan kişilerin kabul edilmesine neden olacaktır. İnsan sağlığını ilgilendiren bölümlerin açık öğretimle verilmesi öncelikle insana karşı yapılan aykırılıktır.

Psikoloji uzaktan eğitimle asla yetkinlik sağlanacak bir alan değildir. Türk PDR-Der olarak, diploma sonrası verilen online mesleki gelişim kurslarını dahi uygun görmemekteyiz. Salt psikoloji değil, çocuk gelişimi ve sosyal hizmetler bölümlerinin de açık veya uzaktan eğitimleri hatalıdır ve bu bölümlerin de açık veya uzaktan eğitimlerinin derhal durdurulması önemlidir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Konuya Dahil Oldu

Şikayetlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ulaşmasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan yoğun gündemine konuyu dahil ederek bir inceleme başlattığını açıkladı.

Konu ile ilgili Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, açıköğretim psikoloji bölümünün kapanmasını Twitter hesabı üzerinden şu şekilde duyurdu:

“Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu “psikoloji lisans eğitiminin büyük oranda uygulama gerektiren mahiyeti ve yükseköğretimde kalitenin korunması amacıyla örgün olarak yapılmasının daha uygun olacağı yönünde” bir rapor hazırlamış ve Cumhurbaşkanımıza sunmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulunun ilgili raporuna binaen “Açıköğretim Psikoloji lisans programlarının kapatılmasının daha yararlı olacağı” yönündeki görüşünü Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına bildirmiştir.”

Bu arada bölümün açılmasının ardından, daha önce ikinci üniversite olarak farklı programalar da okuyan öğrenciler psikoloji bölümüne kaydolabilmek için okulun yönlendirmesi ile mevcut bölümlerinden kayıt sildirme işlemlerini yaptılar.

Karar İnsanları İkiye Böldü

İstanbul Üniversitesi geçmişi uzun yıllara dayanan köklü bir üniversite. Psikoloji bölümünü açmadan yeterli ve detaylı araştırma yapılmadı düşüncesi kafalarda soru işareti.

Ülkemizde ve dünyada artık uzaktan online eğitimle öğrenci yetiştiren birçok üniversite mevcut. Kaldı ki zaten pandemi sürecinde öğrenciler her ne bölüm olursa olsun online eğitim aldılar ve son sınıf öğrencileri bu şekilde mezun olup diplomalarına kavuştular. Yüz yüze eğitim almadan mezun oldular, ne yani şimdi diplomalar geçersiz mi sayılmalı?

İçinde bulunduğumuz günlerde de üniversite sınav notları açıklandı. Öğrenciler tercih yapmakla meşgul ve belki yine uzaktan eğitim almaya devam edecekler.

Psikoloji bölümünün önemini kimse yadsıyamaz. Konusu insan, zaten bunu biliyoruz. Ancak bölümün bu şekilde kapanması uzaktan eğitime (sanki örgün okuyan tüm öğrenciler mesleklerini hakkıyla yapıyormuş gibi) bu derece burun kıvrılması ve bu şekilde mezun olan ve olacak öğrencilerin aslında çok da yetkin olamayacağı ve iş hayatında tercih edilmemesi gerektiği sanki bilinç altlarına yerleştirilmiş gibi olduğu söylentiler arasında.

İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere Türkiye de başka okullarda uzaktan eğitim öğretim veriyor. Bu okullara ikinci üniversite olarak kayıt yaptırılabiliyor. Yani zaten bir sınav kazanmış lisans mezunu olarak diplomasını eline almış, yani başarılı insanlar kayıt yaptırıyor. İlk kez kayıt yaptıracak olan öğrenciler ise belirli bir puanla kontenjan sınırlaması ile bölüme başvuruyorlar.

Örgün öğretimle 5 yıllık bir okulu bitirmiş, ardından uzaktan başka bir bölüm okumuş bitirmiş ve halen okumakta olan biri olarak söylemem gereken şu ki; uzaktan okumak çok daha zor. Oturup tek tek noktasına virgülüne kadar çalışmanız gerekiyor. Oysaki örgün öğretimde öyle mi? Eğer derslerinizi kaçırmıyorsanız yüz yüze aldığınız derslerde başarılı not almak çok daha kolay.

İstanbul Üniversitesi köklü bir üniversite hem iyi eğitim verir hem önüne geleni mezun etmez, ismini zedelemez diye düşünen bir grupta mevcut. Keşke, bölümü açarken kapsamlı hareket edilseydi ya da farklı çözümler üretilseydi. Örneğin, bazı dersler için haftanın belirli günleri okula gitme zorunluluğu olsaydı. Bulunduğunuz şehirlerdeki üniversitelerden derse katılım şartı konabilirdi. Ya da son sınıfta devamlılık zorunluluğu gibi ya da canlı dersler gibi birebir katılım zorunluğu olabilirdi. Çağ teknoloji çağı online terapi, online bankacı, online okuma yazma, online etüt oluyorsa bu konuda daha detaylı ve kapsamlı ele alınabilirdi.

Bırakın üniversiteyi birkaç haftalık sertifika programlarıyla insanlar bir anda yaşam koçu, aile terapisti olabiliyor. Buna engel bir yasa yok.

Yüksek lisansta da bu bölüm mevcut. Bazı üniversiteler online eğitim ile psikoloji alanlarda eğitim veriyor.

Bir dönem öğretmenlik için açık öğretim fakültesi kolları sıvadı. Özellikle o dönem birçok kişi bu sayede İngilizce öğretmeni olmaya hak kazandı.

PSİKOLOJİ YOKSA ÇOCUK GELİŞİMİ DE YOK

Bu olayın ardından açık öğretim ile çocuk gelişimi okuyan ve okumuş öğrencilerin aldıkları eğitim de sorgulanmaya başlandı.

‘Çocuk Gelişimi’ alanında açık öğretim eğitim verilmemesini isteyen Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü Mezunları Derneği de çağrı yaptı. Örgün eğitim içerisinde çocuk gelişimi bölümü öğrencilerinin, öğretim üyeleri gözetimi ve danışmanlığı ile uygulama ağırlıklı müfredat kapsamında gerek çocukla gerekse ebeveynlerle yaptığı çalışmaların ‘Yüz Yüze ve Etkileşim Eğitim Modeli’yle gerçekleştiğini ifade eden dernek şunları kaydetti:

TOPLUMSAL BİLGİLENME İHTİYACI ARTIYOR:

Yirmibirinci yüzyıl ve hızla değişen yaşam biçimlerinde, “Çocuk Yetiştirme” konusunda toplumsal bilgilenme ve destek alma ihtiyacı ülkemizde her geçen gün artmaktadır. Bu ihtiyacı giderecek nitelikli çocuk gelişimci gereksiniminin giderilmesine yönelik tedbirler acil olarak alınmalıdır. Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü Mezunları Derneği olarak; son günlerde kamuoyunu meşgul eden bazı üniversitelerin “Açıköğretim” çalışmalarının diğer meslek alanlarında olduğu gibi “Çocuk Gelişimi” alanında da tartışmasız uygulanamayacağını belirtmek isteriz.

AÇIKÖĞRETİM ÇOCUK GELİŞİMİNİN AÇILMASI ENGELLENMELİ:

Çocuğa dokunmadan, çocukla birebir uygulama içinde olmadan, çocuğu ve yetiştirildiği çevre ile etkileşime girmeden hiçbir çocuk gelişimci çocuğun yüksek yararını gözetemez. Nasıl ki açıköğretimle doktor, polis, psikolog, şoför olunamazsa açıköğretimle çocuk gelişimci de olunamaz. Bireye dokunan bu mesleklerin uygulanış biçimi ve yanı sıra etik ilkeler yüz yüze eğitim yoluyla öğrenilebilmektedir. Bu nedenle yukarıda da vurgulanan gerekçelere bağlı olarak açıköğretim ile öğrenci alan “Çocuk Gelişimi” bölümlerinin öğrenci alımlarını durdurmalarını ve açıköğretim yoluyla eğitim verilmesi planlanan Çocuk Gelişimi lisans programlarının açılmasının engellenmesini talep ediyoruz. Çocuklar, nitelikli bilgi ve beceriye sahip, örgün eğitim içinden gelen çocuk gelişimi mezunlarına emanet edilmelidir

Son itirazdan sonra çok sayıda çocuk gelişimi mezunu ve halen okumakta olan kişilerin durumu ne olacak bilinmez.

Olan yine öğrencilere oluyor. Gençler bir bilinmezlik içinde debelenmekten kurtulamıyor.

Aslında en güzeli madem YÖK’ ün onayı dahi iptale düşebiliyor. O halde üniversiteler bölüm açmadan önce YÖK’ün onayını almakla beraber bu kararlarını ilan etsinler ve desinler ki: Ey yetkililer biz şu bölümü açıyoruz itirazı olan ya şimdi konuşsun ya da hayatı boyunca sussun! Böylelikle ne şiş yanar ne kebap.

Sevgiler

Özlem Yıldırım

Yazar: ozlem.yildirim@objedergi.com

Editor: editor@objedergi.com

 

 

 

 

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: