Bahçıvan Grup
AKTÜELFasulye DoktoruGündem

Hoşgörü ve İnce Esprinin Efsanesi Gazeteci BEKİR COŞKUN Özel Dosya

Bugün bir devrin kapandığını hissettiren büyüğümüzü, Bekir Coşkun’u toprağa verdik. Gazeteci, köşe yazarı, hayvan sever, müzisyen, bir eş ve bir baba olarak her yönüyle onu daha yakından tanımak isteyenler için bu yazıyı hazırladık. Hep birlikte onun yaşamına tanıklık eden satırlara başlayalım.

10 Kasım 1945’te Şanlıurfa’da memur bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Bekir Coşkun gençliğinde, ardında bir sürü köpekle gezdiği için babası ona “it ağası” lakabını takmıştır. Tam bir doğa ve hayvan sever kişilikte olan Bekir Coşkun Ankara’da Yüksek Gazetecilik Okulu’ndan mezun oldu. Alaylı filan değil, bildiğin mürekkep yalamış bir gazeteci. Şimdilerde ulusal gazetelerin köşelerini tutmuş, kendisine verilen şablonun içini boş laflarla doldurmak misyonunda olan türden değildi.!

Üniversite yıllarında Ankara gazinolarında bağlama, ud, keman ve kanun çalmıştır. Gazetecilik dışında müziğe de yeteneği vardır ve oğlu Tolga’ya doğar doğmaz bir ud alarak, onu da benzer şekilde yetiştirmek istemiştir.

Fransız asıllı Türk vatandaşı Andree’ye gönlünü kaptırıp, evlendi. Bu aşk dolu evliliğin meyvesi Tolga ismini verdikleri bir oğulları oldu.

Andree’nin ailesi Fransa’dan gelip Türkiye’ye yerleşmiş Levanten bir aile. Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve eşine aşık olup evlenmiştir. Andree 1990’lı yıllarda TRT’de çalışmış. Seynan Levent’le birlikte “Akşama Doğru” diye bir program yapıyorlardı. O program çerçevesinde, Ankara’daki yabancı büyükelçilerle de röportajlar yapıyorlardı.

Bekir Coşkun, mesleğin getirdiği zorluklar ve Andree ile olan ilişkisini şöyle anlatmış:

“Andree’ye, çocuklara hiç zaman ayıramadım. Her şeyimiz yarımdı. Özel yemekleri, evlilik günlerimizi, yaş günlerini hep kaçırdım. Geceleri kabusla geçti. Mahkeme koridorlarından usandım. Evimizi kurşunladılar. Yazarların arabalarına bomba koydukları günlerde önce ben gidip motoru çalıştırıyordum, Andree kucağında Pako ile sonra geliyordu. Ama hiçbir zaman bugünkü kadar acı çekmedik. Hiçbir zaman bu günler kadar saldırı altında değildik. Türkiye hiçbir zaman, kin ve nefret içinde, demokrasiden bu kadar uzaklaşmadı. Hiç olmazsa sığınacağımız mahkemeler vardı, artık yok. Sadece okurlarımız var, yürekli, cumhuriyet sevdalısı okurlarımız. Onlar sayesinde kasabanın ışıkları yanacak.”

Oğlu Tolga “Vatanım Sensin” dizisinde “Haydar” karakterini canlandırmış ve bu olayı kendi esprili diliyle şöyle aktarmıştır:

“Senaryo gereği geçen haftaki dizide; işgal altındaki İzmir’in kadınları, evlerden kırmızı kumaşları toplayarak gizli gizli büyük bir Türk Bayrağı diktiler… Yunanlar kent meydanında büyük bir tören yaparken, bizim Haydar ve arkadaşları o büyük bayrağımızı bir binanın tepesinden sarkıttılar… Haydar bayrağı yerden almak için dönünce, Yunan askerleri vurdular…

Şehit düştü benim Haydar…

Akrabalardan, eşten, dosttan arayanlar, böyle bir evlat yetiştirmenin her babaya nasip olamayacağını söylediler…

“Şehadet şerbetini içti” diyordu kimisi…

“Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyenler vardı…

Demek ki ben de kaptırdım, “Vatan sağ olsun” diye bağırmışım…”

Ailesinden, günlük yaşamından, geçmişinden anıları ara sıra köşesinde paylaşan usta gazeteci, okurlarıyla kibirden uzak, samimi bir bağ kurmuştur. Yaşam tarzı, çalışma disiplini, günlük alışkanlıklarıyla bizden biriydi.

Meslek aşkı ve onuru için birçok zorluğa katlanmış, kalemini asla eğip, bükmemiştir. Meslekte geçirdiği yıllar ve çalıştığı gazeteler şöyledir:

1974’te foto muhabiri olarak işe başladı. Daha sonra polis muhabirliği, parlamento muhabirliği yaptı.

1978’de Günaydın gazetesine geçti. Köşesinin adı Dokuzuncu Köy’dü.

1987’de Sabah gazetesinde Onuncu Köy başlıklı köşesini yazmaya başladı.

1993’te Hürriyet gazetesinde geçti. 2009 tarihinde Hürriyet gazetesinden ayrılmıştır.

2009 tarihinde Habertürk gazetesinde köşe yazarlığına başlamıştır. İşine 20 Eylül 2010’da son verilmiştir.

2010 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde Onuncu Köy köşesinde yazmaktaydı.

2013 tarihinde Sözcü gazetesi kadrosuna katılmıştır.

Bunca yıl boyunca, çizgisinden ödün vermeden savunduğu fikirleri nedeniyle oradan oraya savrulan 10. Köy dediği köşesinde, sağlığı elverdiğince yazmaya ve doğru bildiklerini okurlarına aktarmaya devam etmiştir. Foto muhabiri olarak başladığı meslek hayatına, muhabirlik ve nihayetinde köşe yazarlığı şeklinde devam etmiştir.

Hayatın savurduğu bu olayların başlangıcını basit bir dille şöyle ifade etmiş:

“Ben foto muhabiri olarak başladım, ama fotoğraflarım hiçbir zaman çıkmadı. Çeker getirirdim, tab edilirdi, ama bakarlardı ki fotoğraf yok. Bu yüzden de beni kovdular zaten. Kovulduğum ilk köydü… Gazeteciliğe ilk adım atışımın ismi ‘foto muhabirliği’ idi yani. Fotoğraf çekmeyi bir türlü beceremedim.”

Köşe yazarlığı kolay bir iş değildi. Her gün köşende yazacak malzeme bulmak bu ülkede hiç zor değil, ama olaylara hakim olmak ve kendi süzgecinden geçirip, aktarmak o kadar da kolay değildi. Bu konudaki hayıflanmasını şöyle aktarır:

“Yıllardır her gün bu işi yapıyorum ama yıllardır da şunu söylüyorum: “Elim kırılsaydı da yazmaz olaydım!” çünkü dünyanın hiçbir tarafında insana her gün köşe yazısı yazdırmazlar. Bu absürt bir hal alıyor ve köşe yazarı, “her şeyi bilen adam” konumuna getiriliyor. Uçak düşüyor, yazı yazıyoruz. Maden patlıyor yazı yazıyoruz. Demokrasi, hukuk, anayasa tüm bunları bilen insanlarız. Ama yöntem doğru değil!”

Gazetecilik gereği köşesinde yazdığı “Gül, benim cumhurbaşkanım olamaz” yazısı yüzünden, 2 Ağustos 2007 tarihinde dönemin Başbakanı Erdoğan’la polemik yaşamış ve Gidecek yerim yok.! yazısı ile cevap vermiş, ayrıca basına verdiği demeçler ile de Nereye gideyim? Deve versin Arabistan’a gideyim.” diyen hicivli açıklamalarda bulunmuştur. O açıklamadan bir paragrafı aktarıyoruz:

“Bana vatandaşlıktan çık diyor. Nereye gideceğim? Şu an Ayvalık’tayım. Benim takada yarım depo benzin var. Onunla Midilli’ye kadar gidilir mi, bilmem. Bir defa Midilli’ye gitmeyi denemiştim. Gittim gittim, bir plaja geldim. (Midilli’ye geldim) diye seviniyorum. Kıyıya yaklaştım. Baktım Türkçe konuşuyorlar. (Neresi burası kardeşim) dedim. (Altınova) dediler. Plaj da yüksek kumaşlarla çevriliydi. Meğer Erbakan’ın plajına çıkmışız…”

İnanç konusundaki durumunu ise ailesinden örneklerle açıklamıştır.

“Benim din anlayışım şudur: bizim evde laiklik geçerlidir, eşim Katolik. Benim üvey anneannem Ermeni’dir, o beni büyüttü, annem ben dört yaşındayken öldü. Annemi hatırlamam bile, ama ona taparım!”

Keman çalması dışından, yazarlıkla birleştirdiği bir tutkusu daha vardı: hayvan ve doğa sevgisi… TRT’de yayınlanan “Pako’ya Mektuplar” adlı dizi, başta BBC olmak üzere, altı AB ülkesi televizyonu tarafından satın alınmıştır.

Tüm bu çalışma temposu dışında, kaleme aldığı kitapları da mevcuttu. Yayınlanan kitapları şöyledir:

2016 – Titanic Kemancıları

2011 – Başın Öne Eğilmesin

2008 – Büyük Oyun

2005 – Ben Pako

2000 – Pako’ya Mektuplar

1998 – Avukatımı İstiyorum

1990 – Dövlet

2017 yılı Ekim ayında kanser tedavisi nedeniyle yazılarına ara veren Bekir Coşkun, o tarihten bu yana sağlığı el verdiği sürece SÖZCÜ Gazetesi’ndeki köşesinden okurlarıyla buluşmayı sürdürüyordu.

Doğa ve hayvan sevgisiyle tanınan Bekir Coşkun 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü’nde son kez okurlarıyla buluşmuştu.

Bir önceki yazısı ise 30 Eylül 2020 günü yayınlanmıştı.

“Yazı bilmem
Yazarım yazı bilmem
Bu yaz böyle geçti
Gelecek yazı bilmem…”
dizeleriyle başlıyordu.

Karısına olan aşkı son nefesine kadar süren usta gazeteci, bir söyleşide; “Andree’ye doyamadan gideceğim”, demiştir. Bu cümlesinde çok anlam yüklü… Yıllarca birlikte iyi, kötü günler geçirip, hiç doyamamak, çok büyük bir tutkuyla sevmek olsa gerek. Herkese nasip olmaz.

Kanserle olan üç yıllık savaşını kaybederek, 18 Ekim 2020’de hayata gözlerini yumdu. Köşe yazılarıyla büyüdüğümüz güzel insan Bekir Coşkun’u kaybettik. Onun o sade, alt alta, mesajı direk ileten yazıları bir ekoldü.

Yılmaz Özdil attığı tweetle onu şöyle andı: “Bir kişi vefat etti. Her evde cenaze var.”

Evet, her evden cenazesi kalktı. Kalbimize, daha önce hiç görmediğimiz, ama yazılarıyla içimize dokunan bir büyüğümüzü kaybetmenin acısı doldu.

75 yaşında vefat eden Bekir Coşkun, 20 Ekim Salı günü öğle namazına müteakip Ankara’da Bilkent Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Şanlıurfa’nın Tülmen Beldesi’nde son yolculuğuna uğurlandı.

Bu dünyadan Bekir Coşkun geçti… Güle güle güzel insan…

Fasulye Doktoru

İletişim

Yazar: fasulyedoktorum@gmail.com

Editör: editor@objedergi.com

Kaynaklar:

https://www.internethaber.com/bekir-coskun-haberturkten-kovuldu-294035h.htm

https://www.hurriyet.com.tr/gidecek-yerim-yok-7130035

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tanimayan-vatandasliktan-ciksin-gitsin-7123955

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bekir_Co%C5%9Fkun#cite_note-9

https://odatv4.com/bekir-coskunun-oglu-oyuncu-cikti-1802171200.html

https://www.biyografi.info/kisi/bekir-coskun

İlgili Makaleler

İçeriğe yorumunuzu yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: